G.G : " YA SECDEYE KAPANIRSA "

GÜVEN GÜRBÜZ'ÜN KALEMİNDEN

" YA SECDEYE KAPANIRSA "

" Toplumumuzda geçim sıkıntılarının en çok konuşulduğu bu aylarda gelinen duruma baktığımızda;

' İçler acısı halimize ağlayacağımız yerde gülüyoruz.'

Sözlerini hemen her yerde duyuyoruz. Sadece söylemekten öte geçmemesine rağmen söylemeye de devam edeceğimize benziyor.

Çözümsüzlüğün çözüm olmadığını dört işlemle çözmeye çalışmak yerine, her ikisini barıştırak dengeyi kurup sonucu çözüm yapmak hepimizin elinde. Sorun birlikte hareketin getireceği bereketi fark etmekte.

Fikirden fikirleri doğurmak, bir araya getirip düşünmek, düşünceyi çoğaltmak, ortak noktada buluşmak. Meydan ortak noktada buluşanların sesi ile dolacak. Hep birlikte elele verip çözüme odaklanıp, ferah yarınlara kavuşacağız. Bunu yapabilmek için zaman her gün bizlere davetiye gönderse de, posta kutumuz kapalıysa diyecek fazlaca da bir söz kalmıyor. Su akacak, yoluna bakacak. Ya dere olup taşacak, ya kuruyup susuz kalacak. Yağarken doldurmak, kurutmadan yaşatmak, üşenmeden bakmak, gücenmeden kalmak, küsmeden barışmak, hep birlik olmak. Bundan öte yol, yol bulamamak.

Bir çok hal ve hallerin hayallere bağlandığı, bir çok durum ve durumların durağanlıkla sonlandırıldığı, bir çok vukuatların, ne olarak görüldüğünün bile farkına varamadığımız yaşam. Nereye, nasıl, nereden, neyile, neden, niye vs..soruları ile şaşkın ördek misali kafasını bir suya sokup çıkaranımız, manzaranın değişmediğini gördüğünde suyun altından hiç çıkarmayanımız. Gökyüzünde uçan kuşlar misali, her inip, konduğu dalda bir başka manzarada. Kimi ekmek derdinde, kimi yüzme peşinde, kimi çayda çimende, kimi gece gündüz yarda, yabanda. Yaşam herkese eşit pencereden bakmaya fırsat vermesede, sebep ve sonuçlarını da düşündürmekten alıkoymayacak elbetteki.

Aklın yolu birdir diyelim, tutturduğumuz yolu iyi bilelim. Ne önde rastgele koşalım, ne en arkada kalıp, neresi çok oraya koşalım. Yüksekçe bir yerde durup etrafa bakalım. Dünya her ne kadarda tek tarafa doğru döner deselerde, yolunu şaşırtanların olacağını da unutmayalım. Bazen tersine döndüğünde gözlerimizi açalım. Biraz başımız dönecek, birazda midemiz bulanacak ama içimizdeki doktor en sonunda doğru teşhisi mutlak koyacaktır.

Elbetteki umursuzlar her zaman her yerde bulunacaklar. Kafasına taş düştüğünde, ayağına tiken battığında, sesleri çıksada, tedbire o zaman inansa da, biz onlara değil, düşüncenin gerçekliğinde yol alan aklın ve bilimin aydınlattığı yarınlara koşanlarla koşmaya devam etmeliyiz.

Hoca Nasrettin'in yaşadığı dönemlerde karşılaştığı her bir hal ve durumlardan, güleceğimiz sonuçlar çıksada, çok şeyleri böylelikle bizlere kazandırdığını da unutmamak gerek.

" Secdeye Kapanmasından Endişe Ediyorum "

"Hoca günün birinde Konya’ya gelir ve geceyi geçireceği bir hana gider. Hava da soğuk mu soğuk, rüzgârlı mı rüzgârlı...

Gece olunca handan çatır çutur sesler gelmeye başlayınca, Hoca hancıya seslenir:

“Hancı, hancı! Neredeyse bu han yıkılacak.” deyince hancı hiç oralı olmaz: “Hocam, bir şey olmaz, sen istirahat et, o duyduğun sesler binanın Allah’ı zikretmesidir.” der. Bunun üzerine Nasreddin Hoca dayanamaz ve;“Hancı, hancı! Ben de ondan korkuyorum. Zikrederken birden bire coşup da ya secdeye kapanırsa...” der"

Sevgili okuyucular yazılarımız bazen kısa, bazen uzun olabilir. Elimizdeki kumaşı bazende idareli kullanmak gerekir. Ya iplik yetmez, ya iğne batmaz, ya makas kesmez. Elbisenin en güzeli yakası, paçası güzel duranı. Gördükçe her bakanı, allah razı olsun demeli.

Gönül hoşluğu ile hoşca kalın.

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar/ Ankara "