KNKYZR : " MAHZEN-ÜL ESRARDAKİ FAHRETTİN BEHRAMŞAH "

 - YÜCEL BAŞARAN -

" MAHZEN-ÜL ESRARDAKİ FAHRETTİN BEHRAMŞAH "

 "Tarihi şahsiyetlere ait bilgilere ulaşmak çoğu zaman oldukça zor olabiliyor. Günlerce araştırma yapmak zorunda kalabiliyorsunuz. Bazen tam bilgiye ulaştığınızı zannettiğinizde hayal kırıklığına uğrayabiliyorsunuz. Bazen de hiç ummadığınız bir kitap yada kaynaktan bilgi edinebiliyorsunuz.

Şebinkarahisar Tarihinin önemli şahsiyetlerinden birisi olan, aynı zamanda Şebinkarahisar’ın Fatihi olan Sultan Fahreddin Behramşah hakkındaki araştırmalarımda tarihi kayıtlarda ve kaynaklarda bilgi edinmek oldukça zor olmuştu. Şöyleki, tarihçiler Mengüceklerden bahsederken Divriği Ulu Cami hakkında yeteri kadar bilgi veriyor, fakat Anadolunun ilk İslam mabedlerinden birisi olan Fahreddin Behramşah’ın emriyle oğlu Muzafferüddin Mehmet tarafından Şebinkarahisar’ın fethi anısına yaptırılan, Avutmuş Behramşah Camii hakkında herhangi bir kayıt düşmemişler. Yerel tarihçiler kanalıyla Behramşah camii hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Aynı şekilde Sultan Behramşah hakkındada bilgiler oldukça kısıtlı.

Sultan Beharamşah ile ilgili araştırma yaparken Azeri Şair Genceli Nizaminin Mahzen-ül Esrar adlı mesnevisini Fahrettin Behramşah’a hediye ettiğini ve karşılığında da hediyeler aldığını öğreniyoruz. Zamanının en büyük şairine ilham kaynağı olacak kadar şöhrete sahip bir sultandır Sultan Behramşah. bundan sonra Sultan Behramşah demeyi tercih edeceğim çünkü çağının en büyük şair ve edibi eserinde Sultan Behramşah diye hitabetmiştir.

İlk mesnevi yazarlarından birisi olan Genceli Nizami aynı zamanda da Mevlana Celalleddin Rumi’nin de ilham kaynağıdır. Benzetme doğru ise eğer bugünkü Azerbeycan’ın Mevlana’sı diyebiliriz. Azerbaycanın Gence şehrinde Türk bir baba ve Kürt bir anneden doğan Genceli Nizami, edebi eserlerini Farsça ve Türkçe yazmıştır. Mahzen-ül Esrarı farsça mesnevi türünde yazmış ve Sultan Behramşah’a hediye etmiştir.

 

Mahzen’i Esrar’ın Farsça metnine internetten ulaşabildiğim halde Türkçe çevirisini İstanbul Ali Emiri Kültür merkezinde bulunan Ahmet Kabaklı kütüphanesinde bulabildim, bizzat kütüphanede kopyalatıp elde ettim. Daha önce Behramşah’la ilgili birkaç sayfasına tarih meraklısı Alucralı arkadaşım Murat Dursun Tosun aracılığıyla görmüştüm. Kitabın tamamını elde ederek Behramşah hakkında birinci elden bilgiye ulaşmayı umdum. Ankara’da 1946 yılında Milli Eğitim Basımevi tarafından basılan kitap M. Nuri Gencosman tarafından Bombay’da ki bir nüshası(1880) esas alınarak dilimize çevrilmiştir.

 

Kitap hamdele ve salavatla ilgili manzum kısmından sonra “Kitabın düzenlenmesi ve adaletli Sultan Behramşah’ı öğme yolunda birkaç söz” bölümü ile devam ediyor. 330 ile 355 nolu beyitleri ihtiva ediyor. Daha sonra “Huzurda yer öperken söylenmiştir” bölümü 355 ile 390. beyitler arasındadevam ediyor. Behramşah ile hiç görüşmediği halde temsili olarak onun huzurunda övgüler diziyor. Behramşah a methiyeleri ihtiva eden “kitabın nazım ve tertibi hakkında birkaç söz” olarak 390 ile430. beyitler arasında devam edip bu bölümle Sultan Behramşah’a direkt hitabı son buluyor. Daha sonra genel olarak nasihatler diyebileceğimiz bölümleri, hikaye ve kıssaları da ihtiva ederek 2220 beyitte son buluyor.

Kitabın Sultan Behramşah’la ilgili olan bölümlerini tıpkı basım olarak aşağıya alıyorum. Amacımız gelecek nesillerdeki araştırmacılara kaynak sağlamak.

KİTABIN DÜZENLENMESİ VE ADALETLİ SULTAN BEHRAM ŞAH’I ÖĞME YOLUNDA BİRKAÇ SÖZ

Ben ki bu dehri çevreleyen daire içinde, bir nokta gibi düğümlendim, ayağı bağlı kaldım, ayak bağımı çözmeye takatim yok. Huma kuşu gibi gölgem var ama debdebe ve saltanattan uzağım. Vatanım bu toprak ise de,felekle beraber elim terkide-hayalen- dolaştım. Başımı ayak altına attım, gözümün aynasını(etrafa) çevirdim.

330-Hangi yandan bana bir ışık düşer? Yahut hangi ateşten bir sıcaklık gelir? diye (düşündüm) çünkü akıl gözü ,doğru düşünce ile birleştirilirse bütün cihanın çevresini kavrayabilir. Himmetimdeki bu mertebenin verdiği bir sezişle nimet bağışlayıcı bir padişah olduğunu öğrendim, yüce talihli, savaşta muzaffer bu firuze renkli bahçenin (feleklerin) gül ağacı, İskender mayalı sultan o umutlar kaynağı Hızır “micasi” nin düğümlerini çözen astronomi bilginlerin kutbu.

 

335-O sultan ki varlığın dileğidir. Maksat ayeti onun vasfına ona indirilmiştir. Felek taclı ve Süleyman mühürlü şah , ufukların kıvancı, Melik Fahrettin o ilimden taze fetihler göstermiş, kalemden yeni yeni ülkeler açmıştır. Davudluğa nispet davası ederse ne çıkar? Onun şerefinde Süleyman ünü var.

İshakın sancağı onun himmetiyle yükselmiştir. Onu istemeyen varsa ancak İsmail “zındık”dır.

340-Altı bucağın , yedi feleğin riyasız padişahı, dokuz dairenin (yedi felek ile arşı ve kürsi) merkez noktası Behram Şah, öyle bir şahtır ki savaş gününde onun kahramanlığından Behram Gur’un kudreti karınca gibi kalır. Yüksek gücüyle şahların başbuğu , geniş bilgisiyle cihanın ünlüsüdür. Cihan mülkünü halka bağışlar , hem “Ermen” hükümdarı hem “Rum” şahıdır.Saltanat tahtının şerefi , hilafet postunun ulusudur. Rum diyarının fatihi “Abhaz”ın galibidir.

345-Bütün insanlardan daha bilgin, daha adaletli, bütün cömertlerden daha ikramlı ve vergilidir. Zamanenin parlaklığı onun devletinin yıldızındandır.Melek, güya onun sedefi andıran kapısının toprağında parlayan incidir. Balıklarla, incilerle dolu bir deniz, durgun bir pınar , taşkın bir deryadır. Kemeri üzerindeki eşsiz yakut güneşin mercandan işlenmiş kemerine tebessüm saçmaktadır. Bu gümüş suyu akıtan cömert pınar sanırsın ki onun eliyle her tarafta civa gibi dağılmaktadır.

350- Şu yüce gök kubbe , cömertliğe yaraşan el ancak böyle olur diye onun elini gösterdi. Onun kapısının çıngırağı feleğin kulağını patlatır , onun nefesi ayın şişesini parçalar . İlk çağlarında mesut ve bahtiyar idi. Son demlerinde de cömertliği ün almak onun hakkıdır. Eli cömertlik kadehinin sakisidir. Sonu olmayan Tanrı onu sonsuzluğa kadar yaşatsın.

—– HUZURDA YER ÖPERKEN SÖYLEMİŞTİR–

Ey şah , insanlık mayasının şerefi . alemin gözünün aydınlığı senin varlığındadır.

355-Sırtı iki büklüm olmuş sema, sana zafer taşımaktır.Dokuz feleğin karnı senin sırrınla gebe kalmıştır. Yerle göğün kulakların , üstünde ve altında kılıcının zafer incilerine sefer oldu.

Geceye oklar atan ay , senin kılıcının ucuna ancak kalkanını fırlatır. Kılıcına su veren kaynak sanki Fırat suyudur, ab-ı hayat sürahisinden süzülmüştür.Senin tüfanından uykusu kaçan kimse mesela Nuh bile olsa suya boğulur.

360- Senin kadehin Keyhusrev veCemşidi uslandırır. Senin gölgen pervaneyi yakar, güneşi söndürür. Aslan yüreklilik göster ki, sen kahramanlar deviren yiğitsin. Sana Aslan dedim, hayır yanlış söyledim , aslan paralayansın. Çarh, orman aslanlarından daha çok senden sakınmaktadır. Cenk alanında bu yürek ve bu güç kimde var ki, seninle yürekten ve güçten söz açabilsin? Gök kubbe altında altında her ne varsa senin muradının eli mutlak onun üstündedir.

365- Senin bu kadar mesnet sahibi vezirelerin var, fakat senin yerini tutacak kimse varsa anca meleklerdir. Zamane sana mühür ve saltanat sundu, rüzgar , sana Süleyman tahtı verdi. Tanrı sana gençlik ve mülk bağışladı , seni mülkünde bağımsız ve adaletli kıldı. Toprak senin ikbalinle altın , zehir senin hatıranla şeker olur. Feridun mertebesinde olanlar bile seninle mey içmedikçe , dahhakim zulüm yılanını omuzlarında taşırlar.

370- Mey iç Mey ki , mutribin , sakinleri var. Ne gam çekiyorsun? Sonsuz devletin var. Mülk koruyucu ve sultanlar sığınağısın. Hem kılıç, hem külah sahibidir. Her ne kadar kudretli taht kazanmış sultansın. Fakat halifeler gibi hazineler saçıyorsun. Şahlara taç veriyor , sultanları tahta otururyorsun. Kılıcının ucu taçların üstündedir. Çünkü sultanlardan haraç alamıyorsun.

375- Devlet o başka ki , üstünde senin kudretin , yücelik o gönülde ki , içinde senin yerin vardır. Baykuş senin günlerinde ”hüma”lık eder. Katına erişebilen baş ayık olmak ister. Adaletin inayete yaklaşmıştır. Senden , şikayet etmek, lütfunu görmemiş olanlara düşer. Yerin temeli ( dünyanın düzeni ) atının tırnakları altındadır. Düşmanın nal gibi çarmıha vurulmuştur. Yedi kat gök , cevherin bir hokkası, sekiz cannet bayrağın bir paçasıdır.

380- Başı senin hükmünün altında olmayanların taçları başlarına fazladır. Her fende başlıca fen sahibi sensin. İki alemin canı, birliğin teni sensin. Feleğin kulağına edep öğret. Söz ışığının neşesini parlat, dünya kaftanını bir köleye giydir. İkbal mertebesini Nizamiye bağışla. Sözlerim her ne kadar parlak ve canlı ise de senin irfanının sofrasına erişince pek arıklaşıyor.

385- Bu deniz ve ocak (nizaminin gönlü) incisiz ve mercansız kalmıştı. Ona elinle cevher, ağzınla inci saç (takdir et) fakat kıskançlıklara karşı da oklarını yakut , kılıcından mercan damlaları eksilmesin. Talihinin felek gibi kutlu, son günün mutlu ve hayırlı olsun. Gönlü hoş ve talihi karanlık olanların hepsi sana yönelmiştir. Hoş gönüllü benim, kara talihliler de senin kötülüğünü isteyenlerdir. Senin fethin başlara bayrak açmış, düşmanların kalem uçları gibi kesilmiştir.

——-KİTABIN NAZIM VE TERTİBİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ—

390-Benki bu taze gülün şarkısını besteliyorum. Senin bağında hoş sesli bülbülüm, aşkının yolunda bir nefes üfleyeyim, köyün başında bir çıngırak çalayım dedim, kimseden iğreti söz kabul etmedim. Ancak gönlümün söylediğini söyledim. Taze sihirler, sanat oyunları gösterdim.Yeni kalıba göre bir heykel işledim, bir geçlik boyunca edep öğrendim, seherlerde sihir perdesi diktim.

395- Şahlık ve dervişlik mayası edeptedir. Tanrı sırlarının hazinesi ondadır. Ne onun şekeri üzerine sinek konar,ne de onun sineği (meraklısı)kimsenin şekerini götürür. Nuh bu denizde aciz kalır. Hızır bu çeşmede testi kırar. İki ilham iki kitap yazıldı, her ikisi de iki muzaffer padişah adına tertibedildi. Bu güzel eserden sonra bütün şahlar arasında kura çektim. Falda senin adın çıktı.

 

400-O (Şehname) eski ocaktan dökülmüş bir altın, bu (Mahzeni Esrar) yeni denizden cıkmış bir incidir. O (sultan mahmud) Gaznede bayrağı dikti, bu Rum diyarında sikkeye adını yazdırdı. gerçi o sikkede söz altın gibidir,fakat benim altınımın sikkesi ondean daha değerlidir. Benim yüküm, bacım daha hafif ise de malımın alıcısı ondan çoktur. Bu şive ve ifade tuhaftır. Ona cevap vermeye kalkışma. Onu okşarsan garip bir hareket sayılmaz.

405- Bağ fidanından filizlenmiş bu taze sözler , çerağ gibi başka ışıklardan yanmış değildir. Sofrana sunulan bu öz nimete el sürülmemiştir.Hemen önüne çek, bunun tadı tuzu varsa afiyet olsun ye. Yoksa hatırandan uzak olsun. felekle sofraya oturduğun gece benim önümede bir parça kemik at, sana köpeklikten söz açayım, kulluk törelerini anlatayım.

410- Vefa görmüş oldugum sultanlardan daha çok sana baglanmayı tercih ettim. Bu vazife, nihayet beni vefa tarafına çekti. Dileğim kabul mertebesine ulaştı. Gerçi bu dilek kapısına benden önce meddahlar yüz çevirmişlerdir. Onlar Nizaminin önünde edeplerini takınırlar . Nizami başkadır, ötekiler kim oluyorlar? Ben ki bu sairlik erişmiş ve emsalimden bir kaç merhale daha ileri gitmişlerdenim.

415-Söz elmasından kılıç yaptım, önüne geçmek isteyenlerin başlarını uçurttum. Bu eşsizlik mertebesi, ayağımı en yüce başların üstünde tutmuştur . O makam öyle yüce bir noktadır ki ben ancak orada uçabilirim. çünkü kendi himmetime layık bir yer isterim. Ancak bu suretle senin aydın fikrinden ışık alır , ayağının yükseldiği yere başımı koyabilirim. senin ayağının tozu olayım ki feleklere yetişeyim. Fakat sen kendine yaklaştırmazsan sana nasıl ulaşayım?

420-Diledim ki, şu birkaç ay içinde şahın huzurunda yer öpme töresini tazeleyeyim. Her ne kadar bu kapalı halka içinden dışarı çıkacak yol bana kapanmıştı , ama senin katından ayrılmak için kabuğumdan ayrılmak istedim. Sonra gördüm ki bütün yollar aslanlarla dolu, önüm ve arkam kılıçlarla çevrili. Fakat bu kılıçlarla çevrili ülkede sana yüksek sesle hitap edeyim dedim.

425- Söz pınarını kapımna akıttım. Fakat kendim, yerinden oynamaz dağlar gibi kaldım. Ey güneş, İşte senin önünde seher vaktini bekliyen bir zerre gibi dileklerim kabul olundu. Gönlüm senin inci saçan denizin gibi dalgalandı. Canımın cevheri kemerime asılı kaldı. Gece ile gündüz yaşadıkça gecelerin gündüz olsun.Şahlık cevherin (karanlık geceleri aydınlatsın. Senin bu başbuğluğun ancak bir tek devletlüye nasip olmuştur, İkbal ve afiyetinde bütün cihandan üstün olsun.

Kaynak:

Nizami-MAHZEN-İ ESRAR – M. Nuri gencosmanoğlu

DÜNYA EDEBİYATINDAN SEÇMELER

Şark -İslam klasikleri-13

Ankara 1946- Milli Eğitim Basımevi

16.06.2012

YÜCEL BAŞARAN "