AÇN : " ATATÜRK HAKLI ÇIKTI "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Şebinkarahisarlı Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN'İN KALEMİNDEN;

" ATATÜRK HAKLI ÇIKTI "

" Büyük Atatürk'ün sonsuzluğa gidişinin yeni bir yıldönümünde ve bugünün koşullarında Atatürk' bakıldığında; bir siyasal önder olarak tarih önünde haklı çıktığı görülmektedir. O'nun tarih sahnesine çıkmış olduğu dönem ile bugünün koşulları karşılaştırıldığında çok farklı ortamların gündeme geldiği ve bu nedenle kolay değerlendirme yapılamayacak bir durumun söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Yirminci yüzyılın ilk yarısı ile yirmi birinci yüzyılın ilk yarısının birbirinden çok farklı konumları ortaya çıkardığı görüldüğünde, yüz yıl öncesinin bir siyaset adamının ortaya koyduğu düşünceleri ve eserleriyle halen gündemde kalarak, geçerliliğini sürdürebilmesi her politikacıya ya da devlet adamına nasip olamayacak istisnai bir durumdur. Atatürk'ün böylesine olumlu bir gelişim çizgisi ve konum ile beraber diğer siyasal önderleri geride bırakarak bugün de varlığını ve siyasal ağırlığını koruyabilmesi, üzerinde durulması gereken bir konu olarak düşünsel alanda alanında fazlasıyla tartışma konusu olmaktadır. Zamanında çok büyük işler yaptığını öne süren birçok siyasal önder ya devlet adamı yaşanan süreçler içerisinde kaybolup giderken, Atatürk'ün bu durumun tamamen aksine her geçen gün daha fazla güncelleştiği ve bu doğrultudaki tartışmalara konu olarak ağırlığını artırdığını söylemek mümkündür.

Atatürk'ün haklılığı, en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyetinin her geçen gün güçlenerek varlığını sürdürmesi nedeniyle bir kez daha doğrulanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti aradan geçen yıllara rağmen varlığını koruyabiliyorsa ve zaman dilimleri içerisinde tarihin dinamikleri yönünde hareket ederek değişen dönemlerin koşullarına uyum sağlayabiliyorsa, bu tamamen Atatürk'ün öngörüleriyle oluşturulmuş olan devlet modelinin hem doğru temellere oturtulmuş olmasından hem de değişim sürecine karşı belirli bir esnekliğe sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Öyle olmasaydı, geçen yüzyılın koşullarında ortaya çıkmış olan liderler ya da düşünce sistemleri gibi Atatürk'ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti ve bunun dayandığı temeli oluşturan Kemalist düşünce sistemi ile Atatürk ilkeleri bugünün koşullarında devre dışı kalabilirlerdi. İmparatorlukların yıkıldığı dönemde ortaya çıkan bir ulusal önder olarak Atatürk, hem kendi ulusunu bir kurtuluş savaşı verdirerek ayakta tutmuş ve daha sonraki aşamada da kurucu önder olarak bizzat temellerini attığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni çağdaş bir siyasal yapılanma olarak dünyanın merkezi coğrafyasında tarih sahnesine çıkartabilmiştir. İmparatorlukların sona erdiği bir dönemde Türkler açısından her şeyin bittiği bir aşamada hiç yoktan güçlü bir ulus devlet ortaya çıkarabilmek, İslam coğrafyasının tam göbeğinde laik bir cumhuriyet rejiminin temellerini atmak her devlet kurucusunun yapabileceği bir başarı olarak görünmemektedir. Beş bin civarında kitap okuyan, birçok tarihi ve siyasal konuyu çeşitli kaynaklara inerek araştıran, buralardan aldığı bilgileri diğer kaynaklar ile karşılaştıran ve gerçekçi olmayan yaklaşımlara karşı istikrarlı bir biçimde mücadele ederek ana hedefine yönelen Mustafa Kemal Atatürk'ün böylesine bir kararlılık içerisinde ne derece haklı olduğu bir kez daha görülmüştür. Her türlü eleştiriye açık olan, karşıt görüşlü insanlar ile çeşitli ortamlarda ortak ilke ve hedefler doğrultusunda birlikte çalışabilen Atatürk, diğer önderlerden ayrılan bu gibi olumlu özellikler ile öne çıkmakta ve her geçen günlü bilinçli bir tutum ile Türkiye ile ilgili sorunlar ele alındığı zaman, o dönemin koşullarındaki davranışlarının ne denli haklı olduğu bir kez daha kesinlik kazanmaktadır. Bu çerçevede, Atatürk'ün işin başındaki önder olarak yaptığı çeşitli girişimlerin ve düşüncelerinin haklılığı, aradan geçen zaman içerisinde yaşanan olayların Atatürk'ün haklılığını doğrulayan yanları ile kanıtlanmakta ve bugünün yaşanan olayları ile bu durum bir kez daha doğrulanmaktadır.

Kurmuş olduğu çağdaş cumhuriyet devletinin sonsuza kadar yaşamasını ana hedef olarak belirlediği için, bu doğrultuda ne gerekiyorsa yapmış, kendinden önceki siyasetçilerin, toplum önderlerinin neler yaptığını, tarihin önde gelen devletlerinin nasıl tarih sahnesine çıktıklarını, ne gibi aşamalardan geçtiklerini birçok kaynaktan araştıran ve elde ettiği bilgileri her akşam sofrasına özel olarak davet ettiği bilim adamları ya da çeşitli alanların uzmanlarıyla tartışarak, öğrendiklerini test eden, geçmişin öne çıkan olaylarını geleceğe dönük olarak değerlendiren, okuduklarıyla duyduklarını bir araya getirerek, eleştirel bir değerlendirme yaptıktan sonra uygulamaya yönelen bir ulusal önder olarak Atatürk, tarihin önemli bir dönemecinde hata yapmayarak kendinden sonra da devam edebilecek güçlü bir devlet yapılanmasını Türk ulusuna armağan etmiştir. Bilimsel metotlar ile hareket etmek, siyaset ve devlet yönetimi ile ilgili her konuyu temel eserlerden öğrenerek etüt etmek, bunları konunun uzmanları ile sürekli olarak tartışmak, tartışmalar sonucunda varılan kararları hiç zaman yitirmeden uygulama alanına aktarmak, her devlet adamında görülen bir özellik olmadığı gibi, aksine Büyük Atatürk'ün de izlediği bir yol olarak öne çıkmıştır. Osmanlı ordusu içinde batılı bir eğitim alan, Avrupa ülkelerinde görev yapan, batı uygarlığını iyi tanıyan, Avrupa kıtasının Fransız Devriminden gelen ulus devlet modelini bu kıtanın yanı başında uygulamaya koyan Mustafa Kemal, yirminci yüzyılın en büyük devlet adamlarından birisi olarak aynı biçimi ile yirmi birinci yüzyıla da transfer ederek, geçen asırdan gelen etkinliğini sürdürmeğe devam edebilmiştir. Bir çok siyasal önder tarih sahnesinden çekilirken, eski devlet adamlarının heykelleri yıkılarak parçalanırken, Atatürk hem düşünceleriyle, hem kurumlarıyla hem de heykelleriyle yeni bir yüzyılın başlarında da varlığını sürdürebilmiştir.

Atatürk'ün yaptıklarıyla beraber, düşünceleri de günümüzde etkinliğini sürdürerek Türkiye Cumhuriyetine yol göstermektedir. O'nun yazdıkları da birer belge olarak bugün Türklerin elinde en önemli dayanaklar olarak dayanak olmakta ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda yapılan çeşitli girişimlere yön göstermektedir. Atatürk'ün bütün eserleri, düşünce ya da belge olarak ele alındığında, her sorun için bir bakış açısı getirdiği, belge niteliği ile de bunların Türk ulusu ve devleti için sağlam dayanak noktaları oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bilimsel devrimler sonrasında Avrupa kıtasının Rönesans ve Reforma girişini iyi değerlendiren Atatürk, Fransız devrimine giden yolu çok iyi incelemiş ve bu doğrultuda bir gidişi de kendi ulusu için doğru bir yol olarak çizmiştir. Dünyayı beş yüzyıl yöneten Avrupa kıtasında aydınlanma devrimine giden yolu bilimsel kaynakları ile yeterince etüt eden Mustafa Kemal, bu yönü ile aydınlanma devrimini kendi ülkesi için gerçekleştirmeğe çalışarak bu doğrultuda Kemalist devrimi gerçekleştirerek kendi ulusuna armağan etmiştir. Tarihin dinamiklerini iyi takip eden bir önder olarak, böylesine bir açılıma yönelmek zorunluluğu hissetmiş ve kendi döneminde yapılacak devrimci atılımların geleceğin çağdaş Türkiye'sinin yaratılmasında önemli temeller oluşturacağını hesap edebilmiştir. O'nun attığı adımların bugüne yansıyan boyutları ele alınarak incelendiği zaman gene Atatürk haklı çıkmakta ve Türk ulusuna yön göstermeğe devam etmektedir. Ortaçağ uykusundan yeni uyanmakta olan bir Asya toplumunda, Hristiyan Avrupa kıtasındakine benzer bir devrim yapmak ve bir İslam ülkesinde batılı çağdaş bir cumhuriyet rejimi kurmak, bu büyük önderden Türkiye'ye kalan miraslar olmuş ve bu doğrultuda yaşanan gelişmeler ile Mustafa Kemal genel olarak haklı çıkmıştır. Bir yüzyıla yakın önemli bir zaman diliminin geride kalmasına rağmen, Atatürk cumhuriyetinin yoluna devam edebilmesi, her türlü engele rağmen bu sürekliliğin kesilmeden bugüne gelmesi de Atatürk'ü haklı çıkaran önemli göstergeler olarak görülebilir çünkü haklı olan tutumlar ya da girişimler devam edebilmekte, diğerleri ise uygulama alanından çekilmek zorunda kalmaktadırlar.

Atatürk'ün kendi el yazısı ile kaleme aldığı üç önemli eser, Türk ulusuna yön gösterirken, bir devlet kurucusu ve ulusal önder olarak ne denli uzağı gördüğü ve haklı olduğunu da bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde okuduğu Büyük Söylev'i ile yardımcısı Prof. Dr. Afet İnan'nın adı ile yayınladığı Medeni Bilgiler kitabı ve Bursa Nutku, metinler olarak ele alındığında; Türkiye Cumhuriyetini yaratan iradenin bilgi birikimini ortaya koymakta, devlete ve ulusa bunlar yön gösterirken, yaşanan olaylar karşısında bu metinler yeniden anlam kazanırken Atatürk'ün bir kez daha haklı çıktığı görülmektedir. Yaşamı boyunca yazmış olduğu diğer metinler ile yapmış olduğu konuşmaların kayıt altına alınan belgeleri de tek tek ele alınarak incelendiği zaman, Türkiye'nin kurucu önderinin nasıl haklı olduğu bir kez daha gün ışığına çıkmaktadır. Savaş döneminin zor koşullarında ya da hiç yoktan var edilen yeni devlet yapılanmasının kuruluş yıllarında, ulusal kurtuluşun önderi olarak Mustafa Kemal'in yaptığı çıkışların ya da kalkıştığı girişimlerin ne kadar doğru olduğu kendinden sonraki dönemlerde öne çıkan olaylar ve gelişmeler ile bir kez daha kanıtlanmıştır. Günlük bir kavga içindeyken bile geleceği görerek hareket etmek ve Kant'ın felsefesinde açıklandığı gibi, gelece dönük kural oluşturacak yeni girişimlerde bulunmak Atatürk gibi büyük bir dâhinin başardığı adımlar olarak bugün bir başka anlam kazanmaktadır. Türk ulusu nereden gelip nereye gittiğini araştırırken ve öğrendiklerini tartışırken, doğal olarak kurucu önder Atatürk'ü de başlıca konu olarak ele almakta ve yaptıklarını inceleyerek anlamağa çalışırken, yapılan değerlendirmelerde gene Atatürk'ün haklılığı açık bir gerçek olarak öne çıkmaktadır.

Büyük Söylev başlı başına bir tarihsel belge olarak Türk ulusunun elinin altında durmakta ve cumhuriyetin yeni nesilleri ülke ve devlet gerçeklerini öğrenmek istedikleri zaman bu kaynaktan bir el kitabı olarak yararlanabilmektedirler. Atatürk, Türk ulusunun geleceğini bağlamamak için bir doktrin ya da ideoloji kitabı yazmayı hiçbir zaman düşünmemiş, kendisini bir düşünce adamı olarak da görmemiştir. Ama bir askeri tahsil olarak Osmanlı ordusunun generallerinden birisi olma şansını elde ettiği aşamada yaşadığı birçok olayı çeşitli not defterleri ya da günlük notları ile kayıt altına alarak, bunları ulusal kurtuluş ve devletin kuruluşundan sonra Türk kamuoyuna Büyük Söylev'i ile sunmaktan geri kalmamıştır. Samsun'a çıktığı tarihle başlayan ve daha sonra cumhuriyetin ilanı ile tamamlanan beş yıllık ulusal kurtuluş döneminde yaşananları gelecek kuşaklara ders olsun, Türk devletinin sonraki yöneticilerine de yol göstersin diye Atatürk, Büyük Söylev'ini kitap halinde bastırarak, TBMM'de okumuş ve böylece Meclis zabıtlarına, ulusal kurtuluş savaşı yıllarında yaşanan bütün gelişmeleri geçirterek, bunların gelecekteki siyasal kadrolara hem bir bilinçlenme tabanı yaratmasını gerçekleştirmek istemiş hem de cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğinin Türk devletinin nasıl kurulduğunu iyi öğrenebilmeleri amacıyla tarihsel bir belge yaratmıştır. Yeni yetişen Türk gençlerine böylesine bir miras bırakırken, Büyük Söylev'in son sayfasına "Türk Gençliğine Hitabe" başlığı ile bir simgesel konuşma metni ekleyerek her şeyi özetlemeğe çalışmıştır. İyi bir tarih okuyucusu ve başarılı bir kumandan olarak devlet gerçeğini ve devletlerarası çekişmeleri yerinde değerlendiren Atatürk'ün, Türk ulusu adına kurdukları Türkiye Cumhuriyetinin gelecekte ne gibi tehlikeli durumlar ile karşılaşabileceğini ve bu durumda ne yapılması gerektiğini, kısa ve özlü cümleler ile Türk gençliğine anlatmağa çalışmıştır. Bir sayfalık gençliğe hitabede Atatürk her şeyi özetleyerek bir anlamda gelecek kuşakları motive etmeğe çalışmıştır. Konuşma metnine bakıldığı zaman, hepsinin bugüne ışık tuttuğu, Atatürk sonrası dönemlerde yaşanmış olan gelişmeler ile Türkiye'nin bugün karşı karşıya kaldığı sorunların gene Atatürk'ü haklı çıkardığı açıkça görülebilmektedir.

Atatürk, Türk gençliğinin birinci görevinin Türkiye'nin bağımsız devlet statüsünü ve cumhuriyet rejiminin sonsuza kadar korunmasının Türk gençliğinin birinci görevi olduğunu söylemektedir. Türk gençliğinin var olmasının yegane nedeninin bu misyon olduğunu açıklarken, bugün Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı gizli işgal ve emperyalist baskı dönemini daha cumhuriyetin kuruluş yıllarında görebildiği açıkça görülmektedir. Gelecekte Türkiye'nin bağımsızlığını tehlikeye atacak içeride ve dışarıda hainlerin bulunabileceğini, bu nedenle Türk gençliğinin bir gün yeniden Türk devletinin bağımsızlığını koruma ve bu uğurda savaşmak zorunda kalabileceğini, bu durumda içinde bulunulan ortamın ya da koşullarının elverişsizliğinin hiçbir zaman mesele yapılmaması gerektiğini, uygun bir ortamın doğmasını beklemek gibi bir düşüncenin olamayacağını, yetersiz koşullarda bile böylesine kutsal bir var olma mücadelesinin Türk gençliği tarafından verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dünyanın en büyük emperyal güçlerinin Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetin geleceğini tehlikeye atabileceğini, her türlü baskı ve hile yolları ile vatanın bütün kalelerini zapt edebileceklerini, bütün tersanelere girilebileceğini, bütün orduların dağıtılabileceğini ve ülkenin her köşesinin emperyal güçler tarafından işgal edilebileceğini, böylesine olumsuz koşullarda ülkenin yönetici kesimlerinin gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olabileceklerini, ülkede gücü ele geçirmiş olan yönetici kesimlerin özel ve kişisel çıkarlarını işgalci düşman güçlerin emelleriyle bir araya getirerek ortak hareket edebileceklerini ve bu durumda bütün ulusun yoksulluk içerisinde bitme noktasına gelebileceğini, işte böylesine kötü bir durumda bile Türk istiklal ve cumhuriyetini korumak ve kurtarmak misyonunun Türk gençliğinin birinci görevi olduğunu, Türk gençlerinin böylesine bir kurtuluşu yeniden gerçekleştirebilmesi için gereksinme duyduğu gücün damarlarında dolaşan asil kanda bulunduğunu ifade etmiştir. Türk geleceğinin evlatlarının böylesine asil bir görev ile karşı karşıya olduğunu öne sürerken, Büyük Atatürk sanki kendisinden sonraki dönemlerde Türkiye'nin başına ne gibi olumsuz olaylar gelebileceğini görmüş gibidir. Çağdaş bir cumhuriyet devleti kurmuş olan ulusal kurtarıcının, içinde bulunduğu olumsuz koşullardan ders alarak çıkardığı sonuçları kısa ve anlamlı cümleler ile Türk gençliğine bir siyasal miras olarak bıraktığı açıktır.

Ulusal kurtuluşun öyküsünü Büyük Söylev'de anlatarak Türk ulusuna bunu bir kitap ile başucu kitabı olarak bırakan Atatürk "Medeni Bilgiler" isimli kitapta da, o dönemin dünya uygarlığına uygun ileri bir ulusal toplum yaratılması doğrultusundaki düşüncelerini bir araya getirerek, Türk ulusunun çağdaş uygarlığa yönelen bir toplum olmasını gerçekleştirmeğe çalışmıştır. Yeni kurulan Türk devleti ile ilgili açıklamalarını el yazısı ile bir araya getiren Mustafa Kemal, Afet İnan adına daha sonra yayınlanan bu kitap aracılığı ile Türk ulusuna çağdaş bir toplum ve devlet olabilmenin yollarını göstermiştir. Atatürk bu kitabında Türk ulusunun farklı kökenlerden gelen insan ve gruplardan oluştuğunu ama bu durumun bir ulusal toplum yaratmak açısından engel olmadığını, aynı ülkede ortak bir yaşam düzenine ve düşüncesine sahip olan bu farklı kökenden gelen insanlar, ulusal bir kurtuluş savaşı vererek savaş sürecinde ulusal bir toplum haline gelmişlerdir. Atatürk'e göre bir halk yönetimi olan cumhuriyetin çatısı altında herkes bir araya gelerek hem ulusu oluştururlar hem de ulus devleti kurarak tarih sahnesine çıkarlar. Atatürk'e göre demokrasiler ancak cumhuriyet devletlerinin çatısı altında gelişebilir ama krallıklar da tam olarak demokratik rejimin uygulanabilmesi mümkün değildir. Devletlerin, vatandaşların sahip olduğu bütün hak ve özgürlükleri gerçekleştirmesi ve sonra da koruması gerekmektedir. Ulusal egemenlik düzeninin demokrasi ilkesinin bir gereği olduğu ve cumhuriyet rejiminin bunu en iyi bir biçimde karşılayabileceğini Atatürk gene Medeni Bilgiler kitabında dile getirmektedir. Ulusal egemenliğin oluşmasında bütün bireylerin ortak bir hareketi söz konusu olmaktadır. Ayrıca, demokrasi ilkesi geniş bir biçimde incelenerek tüm anlamlarıyla uygulama alanına getirilmesi söz konusu olabilecektir.

Kurduğu cumhuriyet devletini iki kez çok partili demokrasiye dönüştürmeğe çalışan Atatürk'ün bu nedenle cumhuriyet kavramı kadar demokrasi kavramını da incelediği görülmekte, demokrasi ilkesinin çeşitli yönleri ele alınırken, toplum içinde gerçek anlamda eşitliği sağlayabilecek gelişmelere de yer verilmektedir. Yönetim biçimleri tartışılırken, cumhuriyet ve demokrasi kavramları arasındaki son gelişmeler de ele alınmaktadır. Krallıkları ve otoriter rejimleri eleştirerek karşı çıkan Atatürk en iyi rejim olarak cumhuriyet devletinin çatısı altında uygulanacak bir demokrasiden fazlasıyla umutlu görünmektedir. Ulus adına devleti yönetenlerin halka mutlaka kendi dönemleriyle ilgili olarak hesap vermeleri gerektiğini Atatürk bizzat el yazısı ile kayıt altına almıştır. Devletin karşısında vatandaşın zayıf kalması nedeniyle, bu yüzden devletin vatandaşlara karşı görevleri bulunduğunu ve bunları düzenli olarak yerine getirmek durumunda olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, asıl olanın insanlar olduğunu ve hiçbir biçimde devletin kişilerin yerini alamayacağını, devletin ılımlı yollardan devletçi girişimleri geliştirerek insanların ve vatandaşların beklentilerini karşılamak zorunda olduğunu Atatürk öne sürerek, hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde sağlanmasını ve bunun için devletlerin harekete geçmesi gerektiğini de belirtmiştir. Herkes doğuştan sahip olduğu yeteneklerini geliştirerek yetişmeli ve devlet yönetiminde bu gibi insanlara yer verilmelidir. Devletler ulusların genel çıkarlarını gerçekleştirme aşamasında bireylerin hak ve özgürlüklerini de dikkat etmek ve bunları korumak durumundadır. Devletler vatandaşlar karşısında hoşgörülü olmalı ve hiçbir biçimde bağnazlığa düşmemelidir. Devletler düşünce eğitimini en yüksek düzeyde gerçekleştirerek her türlü bağnazlığı aşabilmenin yollarını aramalıdırlar.

Atatürk, bir ulusal kurtuluş önderi olarak kendi el yazısı ile derlediği "Medeni Bilgiler" kitabı Türkiye Cumhuriyeti için yol gösterici olmuştur. Kurucu iradenin her türlü engele rağmen mücadele ederek oluşturduğu cumhuriyet rejiminin batı ülkelerindeki gibi rayına tam olarak oturabilmesi için gerekli olan temel bilgileri bu kitap aracılığı ile Türk ulusuna ve geleceğin genç kuşaklarına bir miras olarak bırakmıştır. Atatürk'ün "Medeni Bilgiler" başlığı altında dile getirmiş olduğu temel bilgiler, hem cumhuriyet devletinin rayına oturabilmesi hem de bu devletin çatısı altında batı tipi ileri bir demokrasi uygulamasına geçilebilmesinin yol ve yöntemlerini belirleyen bir eser olmuştur. Bu kitabın satırları incelendiği zaman Türkiye Cumhuriyetinin zaman içerisinde karşı karşıya kalmış olduğu zorlukların aşılması ve çağdaş bir demokrasi uygulamasına geçilebilmesi için temel bilgilerin bir araya getirildiği anlaşılmaktadır. Kitap bir bütünsellik içerisinde incelendiği zaman, geçmişten gelen gelenekleriyle hiç hazırlıklı olmadan Türkiye'de önce cumhuriyetin ilan edilmesi ve daha sonra da demokrasiye geçilmesi gibi durumlarda, devletin kurucusu olarak Atatürk'ün el yazısı ile kayıt altına aldığı "Medeni Bilgiler " kitabı çok yararlı bir kaynak olmuştur. Devletin ve siyasal rejimin içine sürüklendiği bunalım dönemlerinde farklı görüşlerin giderilmesinde ve ülkede istikrarlı bir rejimin kurulmasında Atatürk'ün" Medeni Bilgiler" kitabı son derece yararlı olmuş ve tartışmaların sona erdirilmesinde kilit bir rol oynamıştır. Devlet modelinin tanımlanmasında, demokrasi ile cumhuriyet rejimlerinin birlikte uygulanmasında kurucu önderin iradesiyle ortaya koymuş olduğu temel bilgiler her zaman için yol gösterici olmuştur. Atatürk böyle bir kitabı kendi elleriyle hazırlamakla gene haklı çıkmıştır. Cumhuriyet ve demokrasi gibi geniş kapsamlı kavramların çeşitli yönlere çekilerek yozlaştırılmasına karşı çıkılırken, bu kavramların saptırılmasına ya da kötü niyetli kullanılmasına karşı da kurucu önderin kendinden sonraki dönemler için devlet ve rejimin kurumlaşmasını sağlayabilmek üzere Medeni Bilgileri çeşitli kaynaklardan yararlanarak geliştirdiği görülmektedir. Her devlet kurucusu gibi kendi eserinin geleceği açısından tartışmalı konuların sonuca bağlanabilmesi için böylesine bir yola gidilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi içinde Atatürk'ün Medeni Bilgileri, emperyalizmin ve yerli işbirlikçisi gericilerin, bölücülerin ya da mandacıların gayri medeni girişimlerinin önlenmesinde fazlasıyla yarar sağlamıştır.

Atatürk'ü haklı çıkaran bir başka konu da O'nun Bursa'da yapmış olduğu bir söylev sırasında söyledikleridir. Tarihe Bursa Nutku olarak geçmiş olan bu konuşmanın metni incelendiği zaman, Atatürk'ün kendinden sonrası dönemler açısından çok anlamlı olan açıklamaları, Türk devleti ve cumhuriyet rejiminin gelecekte karşılaşabileceği yakın tehdit ve tehlikeler ile ilgili gerçekçi bir durum değerlendirilmesidir. Bu konuşmada belirtildiği üzere, Türk gencinin cumhuriyet rejimine ve devrimlere her aşamada sahip çıkması gerektiği dile getirilmekte, karşı devrimci güçlerin Atatürk devrimlerini tehdit ettiği aşamalarda Türk gencinin derhal harekete geçerek aktif bir cumhuriyet devrimi savunmasına yönelmesi gerektiği belirtilirken, ancak böylesine bir karşı çıkış ve mücadele yolları ile cumhuriyet rejiminin ve devrimlerin geleceğe dönük olarak korunabileceği ifade edilmektedir. Atatürk gibi bir devrimcinin söylediği bu sözler sonraki yıllarda fazlasıyla tartışma konusu olmuş, gerici ve tutucu çevreler Atatürk'ün böyle sözler söyleyemeyeceğini ileri sürerlerken, ilerici ve devrimci kesimler Atatürk'ün bu sözlerine sahip çıkarak aynı doğrultuda cumhuriyet muhafızlığına yönelmişlerdir. Küresel emperyalizmin, Atatürk cumhuriyetinin bağımsızlığını ortadan kaldırarak bu ülkeyi yeniden Osmanlı'nın son dönemindeki gibi sömürgeleştirmesi üzerine Bursa Nutku tartışmaları yeniden başlatılmış, ülke bağımsızlığının, cumhuriyetin ulusal, üniter ve merkezi yapısının korunabilmesi doğrultusunda Türk gençliğinin Atatürk'ün izinden giderek aktif bir mücadeleye yönelmesi gerektiği söylenmeğe başlanmıştır. Küreselleşme adı altında her geçen gün emperyalist dayatmalar karşısında kalan Türkiye Cumhuriyeti, bu gibi tehlikelere karşı kendi varlığını yeniden korumak noktasına getirilmiştir. Türk halkını ve gençliğini fazlasıyla rahatsız eden bu olumsuz durum yüzünden, aktif savunmanın yol ve yöntemleri tıpkı ulusal kurtuluş savaşı günlerinde olduğu gibi yeniden gündeme gelmiştir. Böylesine bir durum da Atatürk'ün yazdıkları ve söylediklerinde ne derece haklı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Büyük zorluklar ile kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin yeniden dağılma ya da yıkılma aşamasına küresel emperyalizmin zorlamaları getirilmiş olması, Atatürk'ün geleceğe dönük öngörülerinde bir kurucu önder olarak ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Atatürk'ün diğer söylev ve demeçleri okunduğunda ve bunlar teker teker ele alınarak incelendiğinde ne derece geleceğe gören bir lider bakışına sahip olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Bir siyasi önder ve devlet başkanı olarak her fırsatta yaptığı konuşmalar ya da yazdığı metinler ile büyük bir külliyat oluşturan Atatürk'ün Türk ulusuna bırakmış olduğu miras çok büyüktür. Atatürk içinde bulunduğu koşulları değerlendiren ya açıklayan konuşmalar yaparken, yazılı metinler üretirken sürekli olarak geleceğe bakmış ve çok zor koşullar altında büyük bir savaş ve mücadele ile yaratılmış olan Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar yaşayabilmesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Kendi zamanı ile gelecek arasındaki bağı sürekli olarak gören ve bu durumu konuşmalarına yansıtan Atatürk'ün o dönemin koşullarından kalkarak geleceğe dönük değerlendirmeleriyle, Türk devletinin gelecekteki güvenliğini emin ellerin denetimi altına almağa uğraşmıştır. Böylesine tedbirli bir tutum takınmakta ve geleceğe dönük uyarıcı öngörüler yapmakta, yaşanan olaylar açısından baktığımız da O'nun ne kadar haklı olduğu bir kez daha kesinlik kazanmaktadır. Geleceğe umutla bakarken, boş bir hayalciliğe kapılmayan bu realist önderin uyarıları bugün yaşanmakta olan olumsuz gelişmeleri neredeyse bir asır öncesinden öne çıkarmaktadır. Atatürk, ne yazıktır ki, olumsuz değerlendirmelerinde de haklı çıkmış, bugün içine sürüklenilen yok olma ya da dağılma çıkmazını geçen yüzyılın ilk yarısında dile getirerek Türk ulusunu ve devletini uyarmıştır. O'nun bu uyarılarına kulak tıkayan, okyanus ötesi rüzgârlar doğrultusunda hareket eden siyasal partiler ya da iktidarlar ulusal kurtuluş savaşının getirmiş olduğu kazanımların kaybedilmesi aşamasına güzel ülkemiz Türkiye'yi getirmişlerdir. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşama hakkı elinden alınmak istenen Türk ulusu yeni bir ulusal kurtuluş mücadelesine doğru zorlanmakta ve her geçen gün daha da olumsuz koşullara doğru zorlanarak sürüklenmektedir.

Gelinen yeni aşamada, devletin kurucusu Atatürk'ün haklı çıkması dikkate alınarak yeniden gerçekçi bir durum değerlendirilmesinin yapılması zorunluluğu her geçen gün daha da artmaktadır. O'nun uyarıları ve geleceğe dönük değerlendirmeleri dikkate alınarak yeni bir ulusal politikanın belirlenmesinin zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir. Ülkenin acil gereksinimleri doğrultusunda harekete geçilebilmesi için öncelikle ulusal planın hazırlanması ve ulusal kamuoyu önünde bir ortak anlaşmaya ulaşılması gerekli görünmektedir. Misakı milli sınırları içerisindeki ortak vatan üzerinde birlikte geleceğini arayan Türk ulusunun, Atatürk'ün uyarıları doğrultusunda bir ulusal plan doğrultusunda bir araya gelmesi sağlanmalı, ülkedeki bütün ulusal güçlerin harekete geçmesiyle beraber her türlü bölücü, mandacı ve işbirlikçi girişimlerin ya emperyal planlar doğrultusunda Türkiye'nin siyasal sistemini tehlikeye atan politikaların, Türkiye'yi çökertmesine izin verilmemelidir Atatürk'ün Büyük Söylev'i ile diğer söylev demeçlerinin bugünün koşullarında yeniden daha detaylı bir biçimde değerlendirilmesiyle, ulusal kurtuluş mücadelesinin bugüne uzanan bir boyutu olarak yeni bir ulusal plan etrafında bir araya gelinmelidir. Atatürk'ün haklı çıkmasına yol açan siyasal gelişmeler O'nun sözleri doğrultusunda yeniden ele alınarak, Türkiye'yi geleceğe taşıyacak alternatif ulusal plan hazırlanmalı ve daha fazla zaman yitirmeden acilen uygulamaya getirilmelidir. Beklenen ve beklenmeyen durumlar birlikte ele alınmalı ve karşılaştırmalı bir durum değerlendirilmesinden sonra emperyalizmin dayatmalarına karşı alternatif ulusal plan bütün siyasal partilerin desteği ile uygulama alanına getirilebilmelidir.

Keşke Atatürk haklı çıkmasaydı ve son yıllarda yaşanan olumsuz gelişmeler ile Türkiye karşı karşıya kalmasaydı. Ne var ki, küresel sermayenin denetimindeki emperyalizm dünyanın merkezi coğrafyasına yerleşirken, bütün bölge devletleriyle beraber Türkiye'nin de siyasal varlığını açıkça tehdit etmektedir. Türkiye'yi açıktan komşularıyla karşı karşıya getiren uygulamalar, dışarıdan desteklenen terör ile çıkartılmağa çalışılan savaş ortamında Türkiye ile beraber bütün bölge devletlerini ortadan kaldırmağa yönelen girişimlerin hepsi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk'ü hep haklı çıkarmaktadır. Atatürk bu derece olumsuz gelişmelerde haklı çıktığına göre, böylesine yok edici bir süreçten kurtulabilmek üzere Türk ulusu da Ata'sının sözlerini dinleyerek, O'nun uyarılardan yararlanarak yeni bir ulusal kurtuluş mücadelesine ulusal bir plan doğrultusunda yönelerek kendisini kurtarma yollarını deneyecektir. Bütün ulusların ve devletlerin var olan kendini koruma hakkını artık Türkiye Cumhuriyeti ile Türk ulusunun düşünme zamanı gelmiştir. Keşke Atatürk haklı çıkmasaydı ve Türkiye Cumhuriyeti ile Türk ulusu yeniden bir ulusal kurtuluş mücadelesine yönelmek zorunda kalmasaydı. Bir 1O Kasım haftasında, Atatürk'ün aziz anısı önünde saygı ile eğilirken, yaptığımız durum değerlendirmesinde maalesef böylesine olumsuz bir durum ortaya çıkmaktadır. Türk ulusunun bu durumu anayasada belirtilen demokratik hukuk devleti çatısı altında, bu konuları tartışarak bir çözüme bağlamasının artık zamanı gelmiştir."