ZT : " VEKALE KÜLTÜRÜ"

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Ali Zafer Topşir'in Kaleminden;

" VEKALE KÜLTÜRÜ"

"Bülbül ne yatarsın bahar erişti,

Ulu sular bulandığı zamandır.

Kat kat oldu gül yaprağa karıştı,

Yardan bize gel olduğu zamandır.

Horasan Erlerinin, Sümerlerden beri zaman zaman Türk yurdu olan Anadolu'yu gönül çeşmesi ile yıkama süreci Vekale kültürü ile başlamıştır. Ahmet Yesevi ve Şah Nakşibendî hazretleri gibi ilim ve gönül adamlarının meymarlığı sayesinde Anadolu bir gönül yurdu olmuştur.

Başını avucunun içine almış, tüm benliğinden koparak canını Rabbine adamış, yüreğinde O'nun sevgisini hissetmiş dervişlerden, yukarıda yazdığım dizeler çocukluğumda duymuş olduğum dizelerdir. O'nun sevgisini yüreğinde duymak, O'nun sevgisinden dolayı tüm yaratılanların sevgisini gönlüne nakşetmektir vekale kültürü. 18 yaşındaki bir gencin sevgilisine duyduğu kara sevdadır vekale kültürü.

İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin Sivas Ulu Camiden billur gibi tertemiz akan sevgi suyu, kara deniz sahillerine merhum Mustafa Eren Hazretleri tarafından ulaştırılmıştı. Bu su; semaverde fokur fokur kaynarken, dervişlerin yüreklerinde de bir volkan gibi sevgi kaynıyordu. Kısaca; bir tarafta fokur fokur semaver kaynıyor, diğer tarafta ise dervişlerin yürekleri. Dervişlerin vekale aşkını, semaver aşkını ve Allah' a adanmışlık aşkını o günlerde gözlerimle gördüm ve yüreğimde hissettim. Onlar her şeyin bir cilası var, kalbin cilası da zikirdir diyerek Allah' ı zikredip kendi ruhlarından ve kalplerinden bir an olsun uzak durmuyorlardı.

O günlerde bilgisayar yok, minibüs yok, televizyon yok ancak; onlarda sevdaya adanmış yürek var. O yürekler Horasan'ın, Dağıstan'ın, Hindistan'ın ve tüm insanlığın sorumluluğunu taşıyan bir hayat sürmekteydiler. Sevdanın emek, sorumluluk ve vefa olduğunu tüm benliklerinde hissetmişlerdi. Onların hallerini bu gün görseydik onlar delirmiş derdik. O erenlerden Sürmeli bir beyit okumaya başladı mı vekaleyi boydan boya bir heyecan ve sevgi seli kaplardı. Hele Boncuk Çukurlu'nun gariban ve yanık sesinin, onu dinleyenlerin kulaklarından hiç gitmediğini düşünüyorum. Onların âlemi bambaşka bir âlemdi. Biyolojik anne olmadığı halde yüzlerce manevi hanım evlatları olan Pamuk Ana, Deli Mustafa, Hatip Ali, Sami Amca ve diğerleri... O günleri yaşayanlardan başta Hacıbey Hoca olmak üzere tüm dervişler yaşadıklarını genç bir edebiyatçıya anlatıp yazdırırlarsa Tasavvuf âlemi çok büyük bir eser kazanmış olacaktır.

İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin " Bizim siyasetimiz siyasetsizlik siyasetidir" kuralını kendilerine şiar edinen vekale kültürü; Ören beldesine, Eynesil ve Bulancak ilçelerine Osmanlı ve Selçuklu mimarisini anımsatan güzel Camiler kazandırmıştır. Bunun yanında Eynesil'deki çeşme halkın su ihtiyacını gidermektedir. İnşallah geriden gelenler de bu yolda ilerlerler.

"Zengin Tasavvuf büyüğü olabilir ancak Tasavvuf büyüğü zengin olamaz" düsturunu benimseyen Mustafa Eren Hazretleri; bu yola girdikten sonra imamlık görevini ve ticareti bırakmış, dervişlerini yetiştirmek için onların bulundukları illere, ilçelere ve hatta köylere gitmiş, keyfi hayat sürmeyi ve saray gibi evleri terk edip onlara birebir meymarlık yaparak Rabbine yürümüştür.

13 Ekim 2012

Ali Zafer TOPŞİR

www.sebinmedya.com

Yazarı "