SY : " ETİK MESELESİ... "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

GAZİ - Savaş YÜCEL'in Kaleminden;

 " ETİK MESELESİ... "

"Derler ya; Etik meselesi, etik meselesi. Peki, nedir bu etik meselesi. Bizler hayatımızda yeterince etik davranabiliyor muyuz?

Etik kelimesinin kökeni, Eski Yunan medeniyetlerine kadar gider. Etik kelimesi, ahlakla ilgili demektir ama aralarında farklar vardır. Etik, insan ilişkilerinde genel geçerliliğe sahip ve evrensel olarak kabul görmüş değer yargılarını inceler. Bir başka anlamıyla da, doğruyla yanlışı ayırmak tanımlamasıyla, ahlaklı davranmaya benzetilebilir. Anlaşılacağı gibi etik, daha çok davranışlarla ilgilidir.

Ticarette etik ise, iş dünyasındaki davranışlara rehberlik etmek üzere geliştirilen ahlaki ilkeler bütününü kapsamaktadır. Basit bir örnek verecek olursak; ticaret hayatında bir satıcı için çürük ve bozuk mal satmayıp, kaliteli ve dayanıklı mal satmak ticarette etik bir kavramdır.

Makam sahibi bir yöneticinin, gerçek bir liderin; zengin - fakir, yaşlı – genç, eğitimli – eğitimsiz diye bir ayrım yapmadan herkese adil ve eşit hizmet etmesi bir yönetici etiğidir. Yönetici etiğine en güzel örneklerden biri Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretlerinin hikâyesidir.

"Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.

Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:

- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.

Fakat görevli itiraz edecek oldu:

- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.

Halife cevap verdi:

- Evet, ama Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.

Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:

- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.

Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:

- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.

- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.

- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.

- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.

Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:

- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im."

Bu hikâye, tevazünün, adaletli yönetimin, güzel ahlakın, doğru sözlülüğün ve çalışma etiğinin güzel bir örneğidir.

Etik ve Ahlak arasındaki farka gelince: Etik daha çok ahlak üzerinde konuşur, düşünür, yargılar, sorgular, tartışır, Etik evrensel Ahlak yöreseldir.

Etik aynı zamanda, Felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırt edebilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışmaktadır. Bu yönüyle, kendine ait kuralları olsa da, halen de tartışılarak gelişen bir daldır. Yakın çağda bilim ve teknolojinin ilerlemesi, devlet kurumlarının aşırı güç kazanması vb. nedenler etik ilkelerinin oluşturulması ve benimsenmesini gerekli kılmıştır.

Problem çözümünde önyargılardan kurtularak, tarafsız, adil olmak, doğru ile yanlışı ayırmaya çalışmak, ahlaki değerlerle vicdani olarak doğru karar vermek, bilimin ışığında vicdanının sesini dinlemek aslında etik davranmak sayılabilir.

Türk toplumunda sistematik etik uygulamalarının temelinin ilk olarak, Selçuklu Medeniyetinin unsurlarından olan Ahilik örgütünde görüldüğünü belirtmek gerekir. Ahilik, 13. ile 19. yüzyıllar arasında, Anadolu başta olmak üzere Balkanlardan Kırım'a uzanan bir coğrafyada egemen olmuş ekonomik, sosyal ve kültürel bir kurumdur. Divan-ı Lügat-it Türk'e göre, "eli açık, cömert, yiğit" anlamına gelen "akı" kelimesinden türemiştir. Azerbaycan'dan Anadolu'ya gelmiş bir halk bilgini olan Ahi Evran bu teşkilatın kurucusudur.

Ahilik, işi kutsal, çalışmayı ibadet sayan, karşılıklı işbirliği ve sosyal dayanışmaya dayalı, kaliteyi ve müşteri hizmetini ilke edinmiş, mesleki gelişmeyi sürekli eğitimle pekiştiren bir ahlâk anlayışını temsil eder.

Esnafta her şeyden önce doğruluk aranırdı. Hileli, çürük iş yapmak, belirlenen fiyatın üstünde mal satmak, başkasının malını taklit etmek büyük suç sayılırdı. Kalitesiz mal üreten, tüketiciyi aldatan, yüksek fiyatla mal satan esnaf ve sanatkâr birlikten ihraç edilir, iş yeri kapatılırdı. Öylelerine "yolsuz" denir, piyasadan hammadde alamaz, kimse ona mal satmaz, o malını kimseye satamazdı. Kahvelere kabul edilmez, cemiyet toplantılarına giremezdi.

Ahiliğin piri Ahi Evran, ayakkabıcılar çarşısından geçerken ayakkabıları inceler, hileli gördüklerini kesip dama atar, dükkân kapatılarak ustanın peştamalı kapının kilidine bağlanırdı. Böyle bir olayda haber esnaf arasında hızla yayılır, "filanca ustanın pabucu dama atıldı" denirdi. Usta utancından insan içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamaz, bazen de terk-i diyar etmek zorunda kalırdı. Sattığı süte su katan sütçünün kuyuya basıldığı, bozuk kantar kullananın ibret-i âlem için çarşı - pazar dolaştırıldığı, ekşi pekmez satanın pekmezinin başına geçirildiği bilinmektedir.

Etik değerlerin hatırlatılması, bir bilinç oluşturulması için de 25 Mayıs tarihi Etik Günü olarak kabul edilmiştir. 25 - 31 Mayıs tarihleri arasındaki hafta bütün dünyada etik günü olarak kutlanmaktadır

27 Mayıs 2012

Savaş Yücel

www.sebinmedya.com

Yazarı "