AN : " ŞEBİNKARAHİSAR notları.."

ATEŞ NESİN'İ RAHMETLE ANIYORUZ..

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Ateş Nesin'in Kaleminden;

" ŞEBİNKARAHİSAR notları.."

" ŞEBİNKARAHİSAR'dan İstanbul'a dönünce geçirmiş olduğum ciddi bir rahatsızlıktan sonra sürekli olarak, günlerce Şebinkarahisar için neler yazabileceğimi düşündüm, durdum. Yolda geçen 2 günü saymazsak eğer, geriye kalan 3 günlük kısa ziyaretimden bende kalan izlenimleri kağıda dökmek hiç de öyle kolay olmayacak gibi geldi bana. Kolay olmayacaktı; çünkü yazmış olduklarımın bir bölümünden, salt beni bağlayan kişisel düşüncelerimden dolayı bazı değerli hemşehrilerimin ve dostlarımın hoşnut kalacağını hiç sanmıyorum. Ama ne çare ki, illaki birilerini memnun etmek için gerçeklerden uzaklaşmak benim yapıma hiç uymaz. Kimse kırılmasın diye de susup, bazı şeyleri boğuntuya getirmek benim tarzım hiç değil. Onun için düşündüklerimi dobra dobra yazmaktan başka seçeneğim yoktu, ben de öyle yaptım zaten

Babam Aziz Nesin, 1959 yılında armatör Malik Yolaç'ın sahibi bulunduğu Akşam gazetesinde çalışırken, gazetesi adına bir yurt gezisine çıkar. Bu gezisinde, ata diyarı, baba ocağı Şebinkarahisar'a da uğrar. Aziz Nesin Şebinkarahisar'a gittiği zaman 44 yaşında şöhret basamaklarını hızla tırmanan genç bir gazeteci-yazardır. Ben ise utanarak söylüyorum, bugüne dek çok gitmeyi arzu etmeme rağmen Şebinkarahisar'a ilk kez, hemşehrilerimin isteği ve desteği, özellikle de eski adıyla Gölve, yeni adıyla da Ocaktaşı olan köyümüz derneğinin değerli başkanı Sayın Yakup Şeker'in davetiyle,ancak ilerlemiş bir yaşta, köyümüzün geleneksel olarak (Geçen yıl terör nedeniyle yapılamayan)20 yıldır Luvat yaylasında gerçekleştirilen festivaline eşimle davetli olarak gidebildim. Bu arada aynı günlerle çakışan ilçenin festivalini de görmek şansını yakaladım. Ben böyle bir gecikmenin geçerli bir mazereti olabileceğini kabul etmiyorum.. Ama yine de, "Geç olsun temiz olsun" sözünün arkasına sığınmaktan başka elimden başka bir şey gelmiyor. Bu konuda tek tesellim ve sevincim bu dünyadan göç etmeden önce oraları gidip görebilmiş olabilmem ve geleneklerine bağlı olan babamın isabetli bir kararla aile kütüğümüzü Şebinkarahisar'da bırakması diyebilirim.

Yaşamımın en heyecanlı ve anlamlı anlarından birini ben, şenliğe giderken uğradığım atalarımın köyü olan Ocaktaşı köyüne uğradığımızda yaşadım.Dedemin evinin bulunduğu bahçe kapısını itip içeriye adım attığımda, sanki buradan bir kaç gün önce bir iş için çıkıp gitmiş ve şimdi de geriye dönmüşüm gibi geldi bana. Altı hâlâ ahır olan köhne evin taş basamaklarını çıkıp,beni bekleyen tertemiz yatağıma uzanıp dinlenmek için sabırsızlanıyordum adeta. Heyecanım gerçekten doruğa ulaşmıştı. Duygularımın her bir yanımdan taşıp fışkırmasını frenleyemiyordum.Daha sonra İstek üzerine yaylada yapmış olduğum kısa konuşmamda ise neler dediğimi tam olarak anımsayamıyorum şimdi. Sadece bir ara ağladığımı, çevremde toplanmış hemşehrilerimin de benimle birlikte ağladıklarını ve ellerinde kağıt mendillerle göz yaşlarını sildiklerin gördüm. Bir ara içlerinden biri bana dönüp," Aynı konuşmayı bir kez daha yapabilir misin amca" dedi! Hemen anımsatayım; bu bölgenin insanları, hemşehriler birbirlerine sıkça amca diye hitap ediyorlar.

Şebinkarahisar'ın tarihi, Anadolu yarımadasının tüm diğer yerleri gibi çok eskilere , M.Ö' ye, Eti İmparatorluğu'na kadar dayanmaktadır. Tarih boyunca Roma, Pers imparatorlukları ve Bizans'ın egemenliğinde kalan bu bölge daha sonra tarih boyunca Orta Asya'dan gelen değişik göçebe kavimlerin, toplulukların yerleşim merkezi olmuştur. Şebinkarahisar ve çevresi göstermiş olduğu bu kültürel farklılıklar nedeniyle rahatlıkla bir mozaiğin parçalarını oluşturmuştur diyebiliriz.

Ama buralara gelen tüm göçebe topluluklar yerleşik düzene geçip alışmakta çok zorlanmışlar, geçseler bile o düzeni korumakta genelde pek başarılı olamamışlardır. Bunun en önemli kanıtı da Şebinkarahisar'ın tarih boyunca sürekli olarak el değiştirerek bir yerlere bağlanmış olması özerkliğini bir türlü sağlayamamasını gösterebiliriz

1895 yılı itibariyle Şebinkarahisar merkez nüfusunun üçte bir kadarı Ermenilerden oluşmaktaydı. 1901 yılında kentte 332 erkek ve 105 kız öğrencinin okuduğu iki Ermeni okulunun varlığı tarihi bilgilerde verilmektedir. 1.Dünya Savaşı sırasında Şebinkarahisar Ermenileri tehcir (mecburi göç) kararına direnmeye karar vererek kadın ve çocuklarıyla birlikte Şebinkarahisar'ın Romalılardan çok önce yapıldığı söylenen ünlü tarihi kalesine sığınmıştır. 25 gün süren isyan sırasındaki saldırılarda Türk askeri kuvvetlerinden ikisi subay olmak üzere 84 şehit, 140 yaralı ve Müslüman halktan 30 ölü ve 20 yaralı olmuştur. 3 Temmuz 1915'te kaleyi Ermeni isyancılardan geri almayı başaran Türk ordusu, kasabayı ve yöreyi Ermeni nüfustan tamamen temizlemiştir...O günün acımasız koşullarında çözüm getireceğini sandığımız ve ivedi olarak almak zorunda kaldığımız ve sonradan başımızı çok ağrıtacak kararların ağır sonuçları nedeniyle daha sonraki yıllarda bunun sıkıntısını ve yükünü dönem dönem ulus olarak çekmek zorunda kaldık. Oysa zamanında daha makul çözümlere ulaşılabilseydi,hem geçmişte hem de günümüzde, içinde yaşadığımız trajik olaylarla karşı karşıya kalmaz, günümüzde olduğu gibi ülkemizin geleceğini tehlikelere atmazdık

11 Ekim 1924 tarihinde, Erzurum ziyaretinden sonra Şebinkarahisar'a uğrayan Atatürk, bu kentte çok iyi ağırlanmış, gördüğü yoğun ve sıcak ilgiden hoşnut kalan ve düşünceme göre aynı zamanda yöre halkının Kurtuluş Savaşı'na olumlu katkılarından dolayı Atamız buranın Şarki -Karahisar olan adını Şebinkarahisar olarak değiştirerek, Osmaniye gibi diğer livalarla birlikte il olmasını sağlamıştır. Ama bu illik kısa, ancak 10 yıl sürmüş,1933 yılında çıkarılan bir kanunla yeniden ilçe haline dönüştürülmüştür. Ulu önder, sürekli olarak konuşmalarında, ulusuna moral verip motife edebilmek için "Türk milleti çalışkandır" ,Türk milleti şöyledir, böyledir deyip ulusuna övgüler düzerken, olanı değil, olmasını arzu ettiği bir durumu dile getirmiştir aslında. Benim anladığım kadarıyla Şebinkarahisarlılar il olduktan sonra galiba gelişme yolunda yeterli çalışmayı, gayreti gösteremedikleri için ya da siyasi nedenlere bağlı olarak illikleri aynı Adana Osmaniye gibi ellerinden ne yazık ki 10 yıl sonra geri alınmıştır.

Tarihinde büyük felaketler geçiren ilçe, 28 Aralık 1938 yılında Erzincan'da meydana gelen büyük depremden etkilenmiş, 1451 kişi yaşamını yitirmiştir.Son olarak 7-8 Ağustos 1961 yılında çıkan yangında da 288 dükkan ve 5 ev yanmıştır.

Günümüzdeki Şebinkarahisar'ın durumunu gördüğüm kadarıyla hiç de iç açıcı bir görüntü sergilememektedir. İşin doğrusunu isterseniz ben günümüzdeki Şebinkarahisar''ın çok daha gelişmiş olduğunu düşünmüştüm oralara gitmeden önce.. Bir defa, geçmiş yıllar içersinde ekonomisi kötüye gitmiş, üretim ve tüketim önemli bir şekilde azalmış.Yörenin önemli zenginlik kaynaklarından olan dut pekmezi, pestil, ceviz ve diğer ürünlerin üretimi hatırı sayılır derece gerilemiş..Küçük baş hayvancılık neredeyse tamamen kaybolmuş, büyük baş ise önemli ölçüde küçülmüş.Ekonomik kriz nedeniyle kent merkezindeki dükkanlar ya devren kiralık ya da satılık ilanlarıyla yeni sahiplerini beklemekteler

Haftada bir gün kurulan pazara altmışın üzerindeki köylerden ancak haftada bir gün gelinmektedir. Ailece yemek yiyebilmek için gidilebilecek bir kaç kebapçı dışında doğru dürüst bir yer olmadığı gibi, İl olmak için kıyametleri koparan bu ilçede bir tek sinema salonu dahi bulunmamaktadır! Bunlar ilk bakışta görebildiklerim benim.

Şebinkarahisar'ı, ben oraya gitmeden bir kaç gün önce ziyaret eden, kanımca espri yapmasını çok seven Giresun valisi, önümüzdeki yıl ilçeye gelmesi beklenen 5000 turistten ve turizmden söz etti! Vali bey ya sayı saymasını bilmiyor, ya da Şebinkarahisar'ı hiç tanımıyor gibi geldi bana. Bir bürokratın, politikacının konuşurken ne dediğini kulakları duymalı ve ayakları yere iyicene basmalı. Varsayalım bu insanlar buralara geldiler, peki nerede konaklayacaklar, nerelerde yeyip içecekler, nereleri gezip görecekler? diye insan sormaz mı kendine. İlçede topu topu vasat iki otel bulunuyor...Allah'tan 2006 yılında açılan üniversitede öğrenim gören ve pansiyonculuğu geliştiren 2000 civarında öğrencinin ekonomiye önemli ölçüde katkıda bulunduğu da bir gerçek. İlçede uzun yıllardır ihmal edilen tüm tarihi eserler yeniden gözden geçirilip onarılmalı,yaratılacak çağdaş olanaklarla turizmin hizmetine sunulmalı. Yani alt yapısı geliştirilmeli.

Şebinkarahisar yokluk nedeniyle büyük kentlere sürekli göç vermiş bir ilçedir. Şu anda salt İstanbul'da, 20 bin civarında hemşehrimiz yaşamaktadır. Bu kişilerin büyük bir bölümünün durumu ekonomik açıdan çok iyidir. Ama buna rağmen, müteşebbis iş adamları kendi memleketlerini fazlasıyla ihmal edip, yeterli yatırım yapmayı ne yazık ki düşünmemişler, sadece zaman zaman buralara memleket hasreti gidermek için gelmişlerdir

Şebinkarahisar'ın neredeyse tüm köyleri ilçeden bağımsız olarak her yıl kendi şenliklerini düzenlemektedir. Anladığım kadarıyla da köyler kendi aralarında pek anlaşamamaktadırlar. Oysa tüm köylerin Şebinkarahisar bünyesindeki tek çatı altında düzenlenecek festivale katılıp, kendi ürünlerini sergileyip tanıtmaları kanıma göre çok daha verimli olur. Bir de; festival denince bizim halkımızın aklına hemen türkü çığırmak, şarkı söylemek, davul zurna çalmak geliyor.Şimdiki durumu pek bilmiyorum ama, yıllar önce, deniz kıyısındaki yerlerde de düzenlenen bu tip şenliklerde güzellik yarışmaları yapılır,şenlik adıyla bağdaşmayan, karpuz güzeli, üzüm güzeli, kiraz güzeli gibi güzeller seçilirdi. Bu festivalleri düzenleyenler işin kültür yanını hiç mi hiç düşünmezler yani? Örneğin bölgenin aydınları, ileri gelenlerinin katılımıyla açık oturumlar, söyleşiler, yazarların imza günleri düzenlenemez mi, sergiler açılamaz mı acaba? Allah'tan bu yılki Şebinkarahisar'daki festivalin içeriğinde, kentin modern yüzü Tamzara'da, bir salonda, değerli fotoğraf sanatçısı Ara Güler'le karikatürcü Mehmet Çağçağ'ın ortak bir sergisi açıldı. Bu bile festival için çok önemliydi diyebiliriz

Gönül neler ister neler, ama gönlümüzün isteklerini aklımızın süzgecinden geçiremezsek eğer, tümü sözde kalmaya mahkumdur!

Yıllardır yeniden il olma mücadelesi veren ama başarılı olamayan Şebinkarahisarlılara benim naçizane önerim; öncelikle ne yapıp edip Ankara'ya, Meclise bir temsilci sokmaları.Eğer mümkünse partizanlıktan kurtulup, ilçelerinin geleceği için tüm siyasi partilere eşit uzaklıkta bir duruş sergilemeleri, belli bir konuma gelmiş ekonomik gücü olan iş adamlarının siyasi görüş gözetmeksizin tüm siyasilerle yakın ilişkiler kurup Şebinkarahisar'ın adını sürekli gündemde tutmaları olacaktır..Ancak bu şekilde il olma yolunda başarıya ulaşabilirler

Çok değerli insanlar yetiştiren bu toprakların en kısa zamanda arzu ettiği konuma gelmesi hepimizin en büyük dileğidir...

27 Eylül 2012

Ateş Nesin

www.sebinmedya.com

Yazarı "