AY : " ÖMÜR GEÇİYOR..."

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Alim Yavuz'un kaleminden;

" ÖMÜR GEÇİYOR..."


"Dün bir cenaze gömdüm bağrıma, gizli gizli

Bu, küçük bir çocuktur, sarışın, saz benizli

Taş kesildi yüreğim mezarının başında...

....

Hiç can veriş var mıdır bundan daha elemli:

Yaşarken gözleri nemli, ölürken gözleri nemli?

Ahhh annesiz ölüler, sevgilisiz ölüler...

F.N.ÇAMLIBEL

Bulunduğu Rehabilitasyon Merkezi kapasite üstü çalıştığı için, yeni açılan ve müdürlüğünü yaptığım kuruluşa nakledilmişti. Önüme gelen dosyanın önyüzüne bakıp, dosya teslimi yapan görevliye sordum.

-Bu çocuk, bebekken bir ramazan bayramında sokakta mı bulundu?

-Evet Alim Bey, dosyasın içinde de okuyacaksınız, bebekken sokakta bulunmuş ve bu zamana

kadar bir yakını çıkmamış. Ama siz nerden bildiniz? Henüz dosyayı okumadınız ki!

(Özürlünün nüfus cüzdanda yazılan ismini sesli olarak okumaya başladım.)

-Ramazan Başyram KİMSESİZ. İsme baksana. Kâhin olmaya gerek yok. Anne Adı Havva,

Baba Adı Adem. Dünyadaki bütün insanların annesi ve babası. Doğrusu çok yaratıcıymış onu

bulan kişiler, verdikleri isimlerden belli.

. . .

Sonraları dosya bilgilerinden daha derinlikli tanışma fırsatımız oldu Ramazan'la.

Ne zaman görsem, etrafını aydınlatan bir tebessümle beni karşılayan bu ortopedik ve zihinsel

engelli delikanlı, hiç beklemediğimiz bir zamanda bizlerde bir "yetimlik" duygusu bırakarak

ahiretteki yurduna göç etti. Binanın girişindeki panoda resmi kaldı, her sabah bizi gülümseyen

gözleriyle karşılayan.

Altında güzel duygularımız yazılı:

"Madem bu kadar erken gidecektin,

Neden indin kalbimizin bu kadar derinliklerine gül yüzlü çocuk."

. . .

Son vazifemizi de yaptık Ramazanımıza. Son toprağını ben attım. Cenazeyi defnetmemize

yardımcı olan hocaefendi aşr-ı şerifler okurken, ben Ramazan'ı düşündüm: Bir ramazan bayramında

sokak ortasında bulunuş ve yuvalarda, yurtlarda, rehabilitasyon merkezlerinde geçmiş bir ömür.

Belki bizim için sıradan bir şey olan, fincanda bir Türk kahvesi içememişti, doya doya bir yaprak

sarması yiyememişti belki. Tek başına uzanıp bir koltuğa, (başkasının çorap ve ağız kokusunu

paylaşmadığı bir odanın içinde) eline bir uzaktan kumanda alıp doya doya zapping yapamamıştı.

Hepsinden önemlisi, ömrünün herhangi bir gününde şöyle doyasıya sarılıp birisinin omzunda

haykıramamıştı duygularını.

Ömrümüz geçiyor. Yaşadığımız pek çok anı hissetmeden geçiyor ömrümüz. Kendimizi

mutsuz edecek ayrıntıları bulup önümüze engel diye dikmekte üstümüze yok. Kavga etmek için

zaman buluyoruz, kalp kırmak için zaman buluyoruz, tartışmak için zaman buluyoruz...

Ya sevmek için. Ailemizi, kendimizi, ülkemizi, çevremizi sevmek için?

Tarih: 18-01-2009

www.sebinmedya.com yazarı "

Alim YAVUZ"