SKT : " TÜRK GELENEĞİNDE ATLAR "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Seher Keçe TÜRKER'in Kaleminden;

" TÜRK GELENEĞİNDE ATLAR "

"At, Türkün kanadıdır."
Kaşgarlı Mahmud

At, konusu nereden ortaya çıktı derseniz; son günlerde Divanü Lügatü Türk, Dede korkut ve Osmanlı Mühimme Defterleri kitapları üzerinde çalışmalar yapıyor, kaynak bulursam Türkistan'a gitmeğe hazırlanıyorum. Bu kitaplarda atlar, gözüme çok takıldılar. Okudukça; atlardan söz etmezsem gönül koyacaklarını, bizleri bırakıp yılkı atı (tabiatta serbest dolaşan yabani at) olacaklarını düşündüm.
Atlar, tarih öncesinde evcilleştirilmiş, yüzyıllar boyunca koşum hayvanı ve binek hayvanı olarak insanlara hizmet etmiştir. Anayurdu Orta Asya bozkırlarıdır. Türkler için kutsal bir hayvandır. Bozkır atı, Asya kökenli, ufak, tıknaz yapılı, boz ya da doru renklidir. Türkler at sırtında doğar, at sırtında büyür, at sırtında savaşır, at sırtında ölürlerdi. At sütü kımız, Türklerin yegâne içkisi idi.

Türkler, tarih sahnesinde de at üstünde bir ulus olarak tanınmıştır. Orkun bölgesinin taş yazıtlarında sürekli olarak ata binmekten ve at Don'larının (tüylerinin) renklerinden bahsedilmektedir. Yine bu yazıtlarda Hükümdarlık törenlerinde atla ilgili törenden bahsedilir. Oğuz destanlarında kahramanların at ile kardeşliğinden bahsedilir. “at dimezen sana kartaş direm kartaşumdan yiğ” “Ben bir atı değil, kardeşimden de yakın birini çağırdım”.

Türk tarihinde adı geçen ünlü atlar deyince de, Zal oğlu Rüstem'in atı Rahş, Battal Gazi'nin atı Aksar akla gelir. Düldül de İslam geleneklerinde yer alır. Düldül'ün, at değil katır olduğu öne sürülüyor. Önce Peygamber Efendimize armağan ediyorlar. Çok yararlı işler yaptıktan sonra, Peygamber efendimiz, onu Hazreti Ali'ye veriyor. Hz. Ali Düldül'le pek çok savaşa katılıyor.

İnsanlar atı, çağlar ve yüzyıllar boyunca binek, yük ve çeki hayvanı olarak kullandı. Etinden, sütünden, derisinden, kıllarından, tırnağından ve bağırsaklarından bile yararlandı. Anadolu'ya gelen Türkler, kendileriyle birlikte zengin bir at kültürü getirdiler. Bunu Orhun yazıtlarından, Çin ve Bizans kaynaklarından, Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda kaleme aldığı Divanü Lugati-t Türk'ten anlıyoruz.

Eski Türklerin 12 hayvanlı Türk takviminde "At Yılı" da yer alıyor. Türkler, bir çeşit bayrak ve erk simgesi olarak atkuyruğundan yapılma tuğlar kullandılar. Tuğlar, Osmanlı döneminde de sürdü. Padişahın tuğları yanında devletin, önemli yöneticilerine de önemleri ölçüsünde tuğ verildi.
Anadolu Selçuklu paralarının bir bölümünde, elinde kargısı (silah olarak kullanılan, ucu sivri ve demirli uzun mızrak.) olan bir atlı kabartması görüyoruz. Osmanlılar da ata önem verdiler. İmparatorluğun çeşitli yerlerinde kurdukları "at ocaklarında, seçkin atlar yetiştirilirdi. Cumhuriyet döneminde de kullanılan Karacabey ve Çifteler haraları Osmanlı döneminden kalmadır.

Osmanlı padişahları, törenlerde kır ata, savaşlarda yağız atlara binerlerdi- Sultan Genç Osman çok sevdiği “Sisli Kır” adlı atı ölünce; Saray bahçesinde ona, bir mezar yaptırdı. Atlar için mezar geleneği bugün de sürüyor. Osmanlılarda, büyük görevlere getirilenlere at armağan edilirdi. Osmanlı şairleri, ünlü atlar, özellikle padişahların atları için övgü şiirleri yazdılar. Bunlara Rahşiye denir.

Ahal Teke atı, eski Türk atının doğrudan olarak torunudur, ve böylece buz çağının sonunda var olmuş olan, dört at türünden biridir. Türkmenlerin ve diğer Türk halklarının yetiştirdikleri Ahal Tekeler, orta Asya nın bozkırlarında hür olarak, Tabune denilen sürüler halinde yaşarlar. Başlarında; atlı bir çobanları olurdu. Kaşgarlı Mahmud'un deyimiyle;“at, Türkün kanadı”dır. Bu anlayış içerisinde kanatsız kuş uçamaz, atsız Türkmen aş bulamaz. Dede Korkut; “yaya adamın umudu olmaz”der. Atın, sosyal hayat içindeki yeri, onun kutsal kabul edilmesini, kültürü oluşturan unsurların başında yer almasını doğurmuştur. Yeryüzünde, çöle en dayanıklı atların başında, Türkmen atları gelir. Günümüzde de olduğu gibi, Türk Tarihinin her döneminde “At Murattır” sözcüklerindeki gibi, her Türk, ata karşı sevgi, güven, ilgi duymuş ve kendisinden bir parça kabul etmiş, ona kutsallık tanımış, saygınlık kazandırmış, sanatında, edebiyatında, müziğinde eşsiz bir yer vermiştir.

Eski Türklerde, at kültürü ile ilgili çeşitli bulgular, bir belge olarak; bu gün, çeşitli ülkelerin müzelerinde görülmektedir. Yenisey yörelerinde eski Türkler tarafından, kayalar üzerine yapılmış at resimleri ve çok eski dönemlere ait, Türk mezarından çıkan eşyaların üzerinde, süsleme sanatı olarak at figürleri kullanıldığı görülmektedir. Eski Türk destanlarında ve efsanelerinde at, baş tacıdır, ayrı bir yeri vardır. Oğuz destanı, atla başlar. Dede Korkut ta, Bamsı Beyrek öyküsünde, atla kardeşleşmiştir.

Eski Türklerin, ilkel atları yakalayabilmek için türlü yöntemler kullandıkları, kitabelerde yazılıdır. Karluk han, buzullar içinden ünlü bir atı alıp çıkardığı için ad almıştır. Eski Türklerdeki “Türk atsız, kuşkanatsız” sözü çok şey anlatır. “At binenin, kılıç kuşananındır” diyerek sözü bağlayalım. At hakkındaki sözler bitecek gibi değil doğrusu.

Bugün ve her zaman güneşin altın tozları sizleri bulutsuz gökyüzü ile kucaklasın.

25 Nisan 2010

Seher Keçe Türker

www.sebinmedya.com

Yazarı "