SKT : " ŞEBİNKARAHİSAR'DA BAYRAM "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Seher Keçe Türker'in Kaleminden

" ŞEBİNKARAHİSAR'DA BAYRAM "

" Şebinkarahisar'da bayramı yaşamak bir başkaydı. Annem on yaşındayken baba ocağı olan Sipahi köyünden ayrılıp Şebinkarahisar'a yerleşmişler. 1949 yılında evlenmiş. 1953 yı-lında Ankara'ya göçmüşler. Bu zamana kadar bir kere 1960 yılında dayım trafik kazasında ölünce Şebinkarahisar'a gelebilmiş. Yani köyünden ayrılalı yetmiş, Şebinkarahisar'dan ayrı-lalı ortalama altmış yıl olmuş. Hasretlik canına tak etmiş olmalı ki gitme isteğini ısrarla söyle-di. Şimdiye kadar gelmek isteseydi gelebilirdi ama neden istemedi bilmiyoruz.

Bu gelişimizin nedeni Kardeşim Güven Keçe'nin önderliğinde annemi gezdirmek, zamanında geçtiği yolarda ayak izlerini sürmekti. Annem Hedik, Kardeşim Güven, Nurdan, Sami amcamın oğlu Selim ve gelini Nurten otel odalarımıza yerleştikten sonra önce köylere çıkmaya karar verdik. Annemim dünyaya geldiği Sipahi köyüne gittik. Köyden ilk çıktıkla-rında evlerini satmışlar ama evi bulduk; ufak tefek değişiklikler dışında aynen duruyordu. Güzel ve özellikli bir köy eviydi; çok beğendik ve etkisi altında kaldık. Hele sağ olan arkadaş-ları ve komşuları ile buluşması, kucaklaşması muhteşemdi. Anneannem İpek'ten, Ahmet de-demden ve annemin çocukluğundan söz edildi. Sonra Babamın köyü Saymuhal'a geçtik. Kar-deşimin eşini ve Şeyma, emir, emin, Benan, Beran ve Mehmet köyde kaldılar. Onların niyeti babaanne ve anneanne ve dedelerinin yanında zaman geçirmekti.

Babam İhsan Usta ailesiyle birlikte yedi yaşındayken köyden ayrılıp Şebinkarahisar'a yerleşmişler. Buradaki evler insanların fazla gelip gitmemesi nedeniyle korunmuş olmalı; eskimiş olmalarına rağmen özellikleri olduğu gibi duruyor ve onarılabilinir durumdalar. Say-

muhal'ı ayrıca anlatacağım. Buradan bambaşka duygularla ayrıldık. Babaannem Ayşe, Mu-harrem dedem, büyük dedem Aziz Çavuş ve değirmen Ana gözümüzün önündeydiler. Dede-min çalıştığı örs bizi buralardan kopardı zaman tünelinden geçirdi; dedemi körüğün karşısında çalışırken bulduk. Değirmen, küçük dere ve fındıklık boyunlarını bükmüş öylece duruyorlar-dı. Buradaki özel bilgileri dünürümüz Ali Keçe ve eşinden, ayrıca yakınlarda oturan komşu-lardan aldık.

Rahmetli Türkmen Teyzemin evini ve çocuklarını, Hidayet teyzemi ve Salih Eniştemi köy evlerinde ziyaret ettik. İstanbul'da komşumuz olan ve buralarda bulunan köylerine yazın gelenlerin verdikleri adrese göre aradık bulduk. Doğanın güzelliğinden gözümüzü alamadık. Sonra ver elini Şebinkarahisar...

Annemin evlerini ziyarete devam ediyoruz. Önce göç ettikten sonra ilk edindikleri eve vardık. Kısmen duruyordu, içini gezerken anılar bir bir canlandı; sanki bir zamanlar bize ko-nak gibi görünen ahşap ev konuşmaya başladı, bahçedeki dut ağacı el salladı... Sonra öbür mahalledeki evlerine vardık; o yıkılmıştı. "Hedik gelmiş" diyen önümüze çıkıyor evine davet ediyordu. "Kız anam, bunca sene sonra gelip de oturulmaz mı geçin içeri hele geçin " diyor-lardı. Hele babamla çalışan Kemal Usta'nın candan yaptığı rehberlik yardımlarına, evinde ağırlamasına ayrıca teşekkür ederim. Allah hepsinden razı olsun...

Babamların evi öteki mahalledeydi. Kale dibinde, Taşhanlar'ın yanında... Babamın dedem ve amcamla birlikte çalıştıkları demirci dükkânı kapalı olsa da duruyordu. Bu ev an-nemin gelin geldiği ve benim doğduğum evdi. Anlatılması güç duygular yaşadık. Evin önün-deki tarihi ağaç koruma altına alınmıştı. Zamanın camisi hala görevini başka şekilde sürdür-meye devam ediyor. Buradaki bilgileri dayımın dünürü Durmuş amcadan aldık. Bu konuları ayrıntılı anlatmayı düşünüyorum.

Bayramda Şebinkarahisar ve köyleri kalabalıktı, hareketliydi. Şenlikler, kahvaltılar insanları bir araya toplamıştı. Gezdiğimiz bütün köylerde güzel evler daha doğrusu villalar gördük. Yollarda sanki İstanbul trafiği vardı. Hatta İstanbul plakalı arabaların çokluğu nede-niyle tıkanan trafikte biri arabanın camından başını uzatıp " Aha Etiler'de trafik durdu" diye-rek bizleri gülümsetti.

Şebinkarahisar'ın ayakta kalan geleneksel evlerin korumaya alınması hiç olmazsa bir bölgenin evleri onarılarak turizme açılması iyi olur diye düşünüyorum. Kale yolu kısmen ya-pılmış; annem de çıktı. Ancak kale içi harabe halinde duruyor. Her şeye rağmen Şebinkarahi-sar'ın dağları ve renkleri açık hava müze niteliğinde... Sadece dağları, çiçekleri ve kayaların renkleri, güneşin doğuşu, batışı ve yıldızlı gökyüzünün gece mavisi bile görülmeye değer...

Pekmezi, cevizi, balı, fındık ezmesi, peyniri, ekmek kurusu, pestili, kömesi, dağların sarıçiçeği daha birçok şeyi çarşıdaki yerlerinden insanları selamlıyor. Ancak fırınlarında köy ekmeği yoktu. Köy ekmeği demek bana saçma geliyor aslında... Yani olması gereken, bildi-ğimiz normal ekmek yoktu: beyaz undan francala denilen ekmek yapıyorlar, anlam vereme-dim.

En son 2001 yılında Şebinkarahisar'a gitmiştim. Geçen zaman içinde memleketimiz çok gelişmiş. Kaldığımız otel muhteşemdi; hemen hemen her penceresi kaleye ve annemin kızlık arkadaşı Necmiye Teyzenin evine bakıyordu. Öğretmenevi ve daha birçok bina yenilen-miş, Yeşillik artmış, adeta şehrin çehresi değişmiş; "ARTIK BENİ DUYUN, GÖRÜN, İL UN-VANIMI GERİ VERİN" diye haykırıyor.

Yeşil rengin zirveye çıktığı ormanların arasından Giresun'a çıktık. Oradan Sinop, Samsun derken Ankara üzerinden İzmit ve İstanbul'a ulaştık. Onüç kişi minibüsümüzle yol-culuğumuzu tamamladık. Yolculuğumuz gelinimiz Zeynep'in ağabeyi Mehmet sayesinde oldukça rahat geçti. Teşekkür ederiz, Allah razı olsun.

Bugün ve her zaman güneşin altın tozları sizleri bulutsuz gökyüzü ile kucaklasın.

Seher Keçe Türker

08 Eylül 2011

www.sebinmedya.com

Yazarı "