ZA : " ANILARDA KALAN YILLAR "

 Av.Zihni Aslan'ın kaleminden

" ANILARDA KALAN YILLAR "

ABD'nin Marshall planlarının uygulama yıllarında 1957 yılında ABD ile oldukça geniş bir anlaşma imzalayarak 1839 dan beri devam eden AMERİKAN EPERYALİZMİ ülkemize öyle bir kök saldı ki devrin CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR "ARTIK KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ" dediğinden bu güne biz İTHALATTA BÜYÜDÜK onlar ise bize İHRACATTA BÜYÜDÜLER biz onlarsız edemez hale geldik.

Çıkarları bozulmaya yüz tutunca da sayamadığımız bir sürü darbeleri de OUR BOYS (BİZİM ÇOCUKLAR) vasıtası ile kökleştirdiler.

Bazen "SOL GÖRÜNÜMLÜ" Bazen SAĞ GÖRÜNÜMLÜ, KOMİNİZME karşı MİLLİYETÇİ düşüncelere SAHİP KİŞİLERE yönetme, sahiplenme yön verme gibi toplumun dimağını bozmaya başladıkları günlerde işe ilk olarak KÖYLERDE TOHUMLUK ARPA BUĞDAYLARI böcekten temizlemek için ilaçlanmaya başladıkları günler de..

KINIK KÖYÜ İLK OKULUNA başladığımda 1960 İHTİLALİ SONRASI İDİ. SINIFLARA GİRERKEN koridorda FOTOĞRAFLARI asılı Milli Birlik Komitesi üyelerinin BAŞTA CEMAL GÜRSEL OLMAK ÜZERE ÜNİFORMALI RESİMLERİ VARDI. SELAMLAYIP SINIFA GİRERDİK, (sahi bunu kim bize yaptırıyordu?)

Ogünlerden MEHMET ALİ TEKASLAN öğretmenimle ABC’yi öğrenmiş olacağız ki ZEKİYE SELİMOĞLU öğretmenim kara tahtada yazdığı her şeyi topluca okuturdu "ALİ GEL - TOPU TUT" gibi TÜMDEN GELİM metodu ile mi öğreniyorduk. O sevimli yüzüyle belleğimde tazeliğini koruyan öğretmenime selam olsun.

Mehmet Seven üçüncü sınıfta okuttu lakabı deli öğretmendi. Okuma yarışması yapardı. İLKOKULDAN KALMA TEK FOTOĞRAFIMIZI, KARLI BİR KIŞ GÜNÜ ÇEKMİŞTİ halen arşivimde bulunmaktadır.

Sınıfımızda Kara tahtanın iki metre üzerinde asılı siyah beyaz bir ATATÜRK RESMİ VARDI sanki çakır gözlerle bizi süzüyordu. Arada öğretmenimiz ona baktırır "Bakın çocuklar ATATÜRK BİZİ GÖZETLİYOR, İYİ OKUMAZSANIZ ÜZÜLÜR" derdi. İşte o günlerden KİTABIMIZDAKİ resim şiiri vardı HASAN ALİ YÜCEL'İN OLSA GEREK

‘’Enginlerden engin / Yücelerden yüce

Bir duygu sarar bizi / Bu sınıfa girince."

onun gözlerine bakar bizleri izlediğini düşünürdük 4-ve 5 SINIFLARDA OKUTAN benim için bir ışık, unutulmaz bir öğretmen köyümüzden biri SAİT KURT ÖĞRETMENİM. 1960 ihtilalinde Çakır köyünde ÖĞRETMEN MUHTARDI. geçici dönemde köy öğretmenleri muhtarlıkta yapmışlardı.

İlkokuldan kalan özellikle dört –beş sınıflarda okutan SAİT ÖĞRETMENİMİZ SONRADAN ANLIYORDUKKİ iyi bir İSMET İNÖNÜ HAYRANIYDI..

27 MAYIS İHTİLALİNDEN ÇOK SÖZ EDER ,DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜK FİLAN GİBİ ANLAMADIĞIMIZ ŞEYLER SÖYLER : “B……LU B….KLAR OKUYUN ADAM OLUN, OKUMAZSANIZ AĞALARA ÇOBAN HİZMETKAR OLURSUNUZ” DİYE AZARLARDI.

O yıllarda TÜRKİYE'YE Amerikan YARDIMI ÇERÇEVESİNDE az çok sağacak ineği olan köy okullarına AMERİKAN SÜT TOZU geliyordu. Sonraki yıllarda BUNUN AMERİKAN PROPAGANDASI OLDUĞUNU öğrendikte o yılları çok çabuk unuttuk.

Torbaların üstünde gün gibi anımsıyorum tokalaşan iki el bileklerinde biri Ay yıldız yani bizim bayrağımız biri ABD bayrağı işlenmiş, teslimiyet, sempati kazandırma yı böylece 1960 lı yıllardan sonra etkin olarak çalışmalarını yürütmüş , gerçi Amerikalılar 1950 den beri içimizde siyaseten yandaşları bulmakta güçlük çekmemiş

Pratik olarak bizlere çok şey öğretti. Mesela okulla ilgili badana boya tamir işlerin beraber yapardık. Din dersine de o gelirdi. İYİ AHLAK SAHİBİ OLMANIN, KİMSENİN HAKKINI YEMEMENİN önemini anlatırdı.

Din dersi de vardı. Anlatır dururdu

Bir keresinde "Eşşoğlu eşekler şeytan azdırır" sizi yakında, abdest almayı bilmiyorsunuz öğreteyim ‘ demişti. Öğretmişti de göstererek ANLATARAK. Gusül abdestini, duayı ilk defa o öğretmişti. Hatırımda kalan "pislik aşşa ben yukarı” bölümü idi. Türkçe bir dua idi. ’Çimerken okursunuz’ derdi

Bazen şiirler okur, bize okuturdu.

Okulumuzun etrafını taş duvar la çevirdik. Çünkü okul hemen mezarlığın bitişiği idi. Levyeyi eline alır yerdeki taşları sökerdi. Bizden ileri sınıftaki ağabeylerimiz birliktetaşı tutar duvara koyarlardı..

Ağaç diktik. Bir sürü söğüt, kavak dikmiştik... Hala o taş duvar hem duvarın kalıntısı hem de diktiğimiz söğütler kocadı nerdeyse.

Her köye gittiğimde o günler gözümün önüne gelir bir tatlı heyecan huzur duyarım . Öğretmenlerimi şükran ,rahmet minnetle anıyorum . Okulun yanında mezarlığa uğramadan da geçemiyor insan .Yatanlaraşöyle bir bakar ‘’ kimler geldi geçti ‘’içimden ürperir , FATİHA OKUR Allah günahlarını affetsin derdim...

Bir günşehirden Belediye Otobüsü ile İstiklal ilkokulu öğrencileri geldi .Sait öğretmenimiz getirtmişti. hiç unutmam gün gibi. Sonradan orta okuldan müzik öğretmenim olan NAMIK TEKİN HOCAMIZ KÖY OKULLARIN ZİYARET ÇERÇEVESİNDE GETİRMİŞTİ ONLARI.

---

TÜRKÜLER şarklar SÖYLEDİLER BİZ DİNLEDİK. O ZAMAN KADAR TÜRKÜ LERİ DOĞRU DÜRÜST MAKAMINDA OKUMAYI BİLMEZDİK. Unutmamıştım ‘kanaryam güzel kuşum – ben san vurulmuşum ‘’SONRADAN Ortaokulda sınıf arkadaşım da olan SUPHİ Peker okumuştu.

Bizim köyde

MEHMET ALİ , mezesi iyi olunca da eli kulağa atarmış . Mezesi de PEZÜK TURŞUSU – yoğurt .İyi koşumlu bir atı vardı , iyi rakı içerdi .

Mehmet Alinin “ a gülüm seni cemakenda görmüşler “ türküsünü bizzat dinlemiştim kulağımı pencereye dayayarak. Rahmetli babamın sesi de çok güzeldi ‘Ela gözlüm ben bu elden gidersem ‘’ türküsünü çok iyi söylerdi

Şehirli çocuklar son derece iyi giyimli, bakımlı idiler. Onlara bakamıyorduk bile üstümdeki yakası içe dönmüş boz bir ceketim vardı ...

Sait Hocam benim okumamı istiyordu babalarımıza da söylemişti

Okul bitti bir sınava gitmemizi istedi . Devlet Parasız Yatılı sınavı. Eskilerin tabiri ile LEYL-İ MECCANE okuyacaktık herhalde. Giresun’a gitmek için paramız yoktu babam köyde duvar filan yapar , tırpan biçmeye giderdi.

KAYIT OLMAYA GİTTİĞİM DE MÜDÜR YARDIMCISI rahmetli Ali Civil idi. Bana "Velin kim o gelsin." dedi . Veli ne demek bilmiyordum.’’Baban nerede dedi?’ Bende ,’’babam gelemez kamyona taş yüklüyor’’ dedim. Tam o sırada lokantacı Nuri AYDIN amca sonradan sınıf arkadaşım olacak kızı Gülten’i kaydettiriyordu... Kör Hasan’dan çektirdiğim pekte net olmayan fotoğraflar diplomam elimde idi . Ali Civil NURİ amcaya ‘’ BU ÇOCUĞA VELİ OL DEDİ . O DA HEMEN KABUL EETİ BÖYLECE KAYDOLDUM .

İşte böyle başladı okul hayatımız

Öküz güderken birden okullu olduk..

Babam bir elbise aldı birde şapka

Şapkamız havalı idi..

Ne muhteşem şeylerdi köye gidip gelirken bize hava verirdi sanki

Kışları iki üç ay ev tutardık.

İlk sene okumamı sağlayan Hüsnü Eniştenin bir odasında kalıyorduk Nenem ile , Eşi Sevim ablamın da nenesi ,annesinin annesi idi ..

Okul,

Fransızca ile başladık İngilizceye geçtik yabancı dilde..

İngilizce öğretmenimiz RAMAZAN VELİECEĞOLU Türkçe öğretmenimiz ALİCİVİL , TARİH ÖĞRETMENİMİZ ABDİ AYDINLI Matematik öğretmenimiz KRAL FARUK, MÜZİK ÖĞRETMENİMİZ NAMIK BEY İDİ. Coğrafya VURAL BEY , resim iş ÖĞRETMENİMİZ SELAHATTİN AYTEKİN .

Bizim memlekette hemen hemen herkesin bir lakabı vardır. Kel olmasa da kel sağır olmasa da sağır gibi sözcükler ismin başına getirilirdi. Sanırım bazı derslerimize de ilk okuldan gelirlerdi . Çil lakaplı HASAN BEY- ADNAN BEY- CELALETTİN MENTEŞ- MEHMET KALKANCI – DİN DERSİNE GELEN HAKKI BEY gibi iz bırakanlardı öğretmenlerimden.

HAKKI BEY Din dersi sınavında KABENİN ENİNİ BOYUNU sormuştu. Bizim köyün imamına sormuştum bilemedi.

Ortaokul biri ne demekse bütünleme ile geçmiştim. Ah matematik çok çektim .Kral Faruk’tan not almak ne mümkündü..

O sıralar okulun takımı vardı futbol takımı forması siyah beyazdı yani Beşiktaş.

Sanırım İstanbul Beşiktaş ‘ta çok sayıda Şebinkarahisarlı oturuyordu formaları onlar göndermişti. .Beşiktaş lafları duyardım Altay’ı yenmiş KUZMAN, Küçük AHMET , DEYİP DURUYORLARDI . O GÜNDEN BUGÜNE BEŞİKTAŞ SEVDAM SÜRMEKTEDİR.

Sıra arkadaşım Ali Yolcubal Fenerli idi onunla kahvede maç dinlerdik..

Bizim memlekette garip şeyler oluyordu. Özellikle okulumuzda nedenini bilmediğimiz bir şeyler oluyordu.

Bir gün kahveye kaçak yollardan girip bir iki sınıf arkadaşımla otururken lise son sınıftan birileri bizi alıp Köroğlu Gözesine doğru götürdü. En çok konuşan İzzet Alkan , Ezbiderliydi. Diğerlerinin kim olduğunu anımsamıyorum.

Köroğlu Gözesine doğru giderken MİLLİYETÇİ OLUN gibi daha önce duymadığımız şeyleri söylüyorlar. Turancı olun diyorlardı. TURANCILIĞIN BÜTÜN TÜRKLERİN BİR ARAYA GELİP DEVLET KURMASI anlamında belirtiyorlardı.

MİLLİYETÇİLİĞİNDE TÜRK MİLLETİNİ ÇOK SEVMEK demek olduğunu söylüyorlardı. Hatta bir örnekleme yapıyorlardı. ‘’ Afrika’da vahşi ormanda bir aslan tarafından saldırıya uğrayanlar arasında birde Türk varsa önce kimi kurtaralım? diye soru cevap yöntemi ile bizim tepkimizi ölçüyorlardı.

Tabi ki ‘Türkü kurtarırım’ demekle aidiyetimize düşkünlüğümüzü test edip bilinçli olduğumuzu öğrenmenin memnuniyeti ile sırtımızı sıvazlıyorlardı. Ders kitaplarında şiirleri olan Ziya Gökalp, MEHMET Emin Yurdakul’dan bahsettiklerini, ilk kez de NİHAL ATSIZ adını duyuyordum.. Atatürk’ün büyük bir Türk Milliyetçisi olduğunu da özellikle belirtiyorlardı.. En büyük düşman Moskof’tu . Öyle diyorlardı. Hiç Amerika’dan bahsetmiyorlardı.

--

O dönemlerde Amerika özgürlükçülüğün(!), Sovyetler zulmün (!)temsilcileri idi. O seneler Ruslar Çekoslovakya’yı işgal etmişti . Dünya demir perde olan olmayan diye iki kutuplu idi.

Ortaokul ikinci sınıftaydık sanrım ders Tarih idi. Mehmet Avcı adlı bir öğretmen yeni gelmişti arada boş derslere giriyordu dersin birinde Orhun yazıtlarından SÖZ EDEREK köklerimizin tee Orta Asya'ya dayandığını beş bin yıllık tarihimiz olduğunu coşku ile anlatarak Bilge Kağan-Kültigin-Tonyukuk anıtlarından bahsederek elinde siyah beyaz resimler BALBAL adı verilen Eski Türk mezerlarına dikilen taşları gösterirken ANA YURTLARDAN söz ederdi. Birden kıvrak biçimde dönerek "Yazınız" dedi: "ÜSTTE MAVİ GÖK YIKILMADIKÇA –ALTTA YAĞIZ YER YARILMADIKÇA, İLİNİ, TÖRENİ KİM BOZABİLİR" BU SÖZÜ ATAMIZ BİLGE AĞAN söylemiştir" dedi. Coşku ile ders anlatırken birden 'ÇIRPINIRDIN KARADENİZ' şarkısını söyletmeye başladı. İlk kez duymuştum. Birden bire türkü söylerken müdür yardımcılarından biri sınıfa girmişti. Sanırım o sıralar müdür yardımcısı olan HASAN Kaptı idi.

‘Hocam dersiniz müzik miydi? DİYE SORUNCA öğretmenimiz "HAYIR MÜDÜR BEY, BEN KONU ile ALAKALI BİRŞEYLER ANLATIYORUM. BU ARADA DİKKATİ DAĞILAN SINIFI UYANDIRIYORUM" DEDİ.

Bu öğretmenimiz İngilizce öğretmeni RAMAZAN ile çekiştiğini duymuştuk.

Başka bir öğretmenimiz de "Tarih sınıflar savaşı ile dolu" dedi.

Anlayamazdık her zamanki gibi VELİ YILMAZ arkadaşımız en çalışkan her şeyi bilendi. Belli ki bizden çok çok ilerde bir şeyler biliyordu. Çok kitap okuduğunu biliyorum.

Böyle bir ortamda Köroğlu gezileri böyle başladı. Büyük ağabeyler bizi alıp o tarafa doğru yürütüyordu. Arada ÇANKAYA YOLUNDAYIZ marşını da öğretiyorlardı.

Zamanla söylemler ilgim içekti. Verdikleri kitapları okumaya başladım. Zaten meraklı idim. Arada sırada sıra arkadaşım ZİBERİLİ Hasan Tuncer bana Teksas-Tommiks getirirdi . Nevada Rancerleri , Her zaman yenilmeye mahkum Kızıl Derililer, onları HEP yenen İngiliz askerleri . Çelik Bilek Rodi . O günlerden BELLEĞİMDE kalanlardı. Bu çizgi romanları yazanlar hep Amerika –İngiliz sempatileri yaratmak için yazılmışlardı belli ki.

'Kızılderililer bizden' dedi birisi. Onların Bering Boğazından Asya’dan Amerika Kıtasına geçtiklerini söylediler. Bu kez onlara sempati duymaya başladım. Öyle ya oturan boğa- koca öküz gibi kavramlar vardı.

Türkiye'de yeni şeyler oluyordu.

Zaman geçiyor kutuplaşmalar oluyordu. İlçemizde bir de kendilerine gomonos(!)denilenler vardı.

Hadi Milliyetçiliğin milletini sevmek olduğunu biliyorduk da komünistliğin ne olduğunu nasıl bir rejim olduğunu bilmiyorduk.

Bazen komünist demek ağır düşerdi , SOLCU derlerdi . Solculuğun dini, imanı inkar etmek olduğunu vurguluyorlardı. Bunların ezanı susturacaklarını söylüyorlardı.

Aynı mahallenin çocukları BİRBİRLERİ İLE ya akrabalık ya da arkadaşlık BAĞLARI oldukları halde sağcı ve solcu oluyorlardı. Bu durum gider ayak öğretmenler ve öğrenciler arasında da taban buluyordu. Dernekler vardı Halkevi gibi gidilen yerler vardı.

Bazen gelir giderken şehirde çalışan köylülerimizle sohbet ederdik. Hiç unutmam ben milliyetçilik derken Nazif amca "Eşşoğlu eşekler, babanız ırgatlık yapıyor. Toklunuz çökeliğiniz para ediyor mu? Baban sana harçlık veriyor mu? Tok aç olanın halından anlar mı?" gibi şeyler söylese de aldırmıyorduk. Bize göre Nazif Amcada Solcu idi!

İlk defa bizim köylü emekçi , ekmeğini kazanmaktan başka bir şeyi olmayan kesim olduğumuzu sınıf dedikleri olayı belleğime yerleştiriyordum.

Oysa yöremizde yaşayanlarla kaderimiz ortak, yaşam biçimimiz aynı idi.

Nasıl basiretlerimiz bağlanmış. Emperyalizmin oyunu olduğunu nasıl görmemişiz?

Biliyorum ki ;

ABDİ BEY titizdi. Yazılılarda tek tip çizgili kağıt ister. Kadeş Meydan muharebesin ballandıra ballandıra anlatan VELİ YILMAZ'a 'AFERİN OTUR YERİNE' der. Timur’la Yıldırım Beyazıt arasındaki iki Türk devletinin birbirin kırdığı savaşa sebep olan YILDIRIMIN TİMUR'A YAZDIĞI mektubu ballandırarak okurdu.

ALİ CİVİL’in cümlenin yapısın anlatırken ÖZNE- TÜMLEÇ- YÜKLEM defalarca anlatır, örnekler verir, kafamıza sokmaya çalışır, arada Ahmet Şaşmaz’ın kulağını çekerdi.

KRAL FARUK, Ankara-İstanbul arasında aynı anda hızları farklı iki trenin nerede karşılaşacağını sorar sınıftaki sessizlik karşısında not defterin çıkararak SIFIRRR… Sesi sınıfın duvarlarda buz tutardı adeta.

RAMAZAN BEY ‘Çalışın oğlum adam olun gelecek sizin’ derken gözde öğrencilerine dönerek "HOW MANY Picture Are There" tekrarlardı.

MEHMET AVCI her şey Türk için Türk’e göre olmalı diyerek ulus bilincine katkılarını, ruhlarımızı kabartan söylemleri devam ederken birden coşa gelip MARŞ SÖYLETMEYE özellikle 'Çırpınırdı Karadeniz'i söyletmeyi severdi.

SERPİL HANIM gayretle İngilizce öğreteceğim diyerek İNGİLİZCE YILBAŞI ŞARKISINI Cıngıl Bells Cıngıl Bells derken bir yandan da müdüre bakıp 'iyi söyletiyor muyum?' diye bakışını İngilizce öğretmek için kendini parçaladığını unutur muyuz?

ERSAN BEY, HÜRRİYET KASİDESİ OKURKEN O DAVUDİ SESİ İLE BÜTÜN SINIFI HÜKÜM ALTINA ALMAYA, Hürriyet kasidesini en güzel okuyandı. Coşkusu sınıftan taşardı.

SAİME öğretmenimiz Ziya Gökalp’i anlatırken gözlerinin uzaklara dalarak Turan hayali kurduğunu , mesela Gökalp’in Kızıl Elma şiirini okurken

"Çocuktum ufacıktım / Top oynadım acıktım" dizeleri ile başlayan şiiri bizleri bayırlara sürüklerdi .

İsmail Şenyuva, kimya dersinde 'Portland Çimentosu' nasıl yapılır formülü üzerinde hala kafa yorarken SOSYALİZMİN ALFABESİ’NDEN satırlar okumayı ihmal etmezdi.

Beden eğitimi öğretmenim ÇİL HASAN, TARIM ÖĞRETMENİM CELALETİN MENTEŞ, ADNAN BEY, Mehmet KALKANCI, ALİ KUĞU feyz aldığım can öğretmenlerimdi.

Mercimek lakaplı ŞAHİN ÖZTÜRK hala Arşimed Prensibi ile Lavaziye Teorisini karıştırmamızı bir türlü engelleyemediğine yanıp, okul laboratuarında hala H2O (haşikio) eldesi ile uğraştığını,

Coğrafya öğretmenimiz VURAL BEY, ege şivesi ile iklimleri anlatırken meridyenleri parmağıyla göstermesine rağmen yırtık pırtık dünya haritasındaki karlı dağlara doğru uzanınca ‘çocuklar bir film geldi gidin izleyin İNLEYEN DAĞLAR filmine gitmemizi salık verdiğini,

SEYFİ SEZER öğretmenimiz Trakyalı olduğundan r harfini kullanamadığından ondalık sayıları anlatırken 'böler' yerine 'böer' demeye devam ettiğini,

REMZİ ALTINORDU hocamız üstü başı tebeşirli , kalın gözlüğü hep puslu olarak tahtaya yazdıklarını okurken arada sırada ani dönüşlerle dikkatimizi çekmeye çalıştığını,

HABİP ÖZEN öğretmenimiz “Osmanlı Feodal bir yapıya sahipti” SOSYALİZM EN İYİ REJİMDİR söylemiyle muhafazakar çevrelerin tepkisini topladığın farkında mıydı?

HASAN KAPTI hocamız siyatiğine rağmen derslerini ayakta anlatarak fizik formüllerini, ışığın mercekler üzerindeki yansımalarını anlatmadaki ustalığını sürdürdüğü böylece, tam bir memleket sever olmayı hak ettiğini,

NAZIM BAYATA hocamız GİDERAYAK ADLI kitabını yazdığı gibi 2010 yılından kırk yıl önce geldiği Şebinkarahisar’da yazacakları şeyleri o günlerden notlarına ilaveler yapıyorken “FELSEFE BİLİMİN TEMELİDİR , Dini insanlar ortaya çıkardı” demesinin ardından konuşmalarının altı edebiyatta öğrencilerince aleyhine kullanılmak üzere notlar tutulduğundan haberi olmadığını, Tam Bağımsız Türkiye hayalinin gerçekleşeceği günlerin özlemini hala duymaya devam ettiğini,

ALİ BOSTAN hocamız ufak tefek yapısı ile “neme lazım ben karışmayım dersimi anlatır çıkarım” demeye devam ettiğini,

SELAHATTİN SULHİ hocamız kürsüye koyduğu bir vazoyu resim kartonuna çizmemizi isterken göz ucuyla elinde kalem arada sırada bir gözünü kapatıp bir yapılan resme birde vazoya orantılımı, ışık nasıl yansımış diye baktığını,

Heredotlakablı tarih öğretmenimiz ÜNAL BEY Karaysar’ın eniştesi olmanın YANINDA İZ BIRAKTIĞI TAVIRLARI İLE “BEN ŞEBİNKARAYSAR'IN EN GÜZEL KIZI İLE EVLENDİM" derken ayrıcalığını öğünerek anlattığını,

Türkçe öğretmenimiz SEVDA HANIM. Bir çoklarının Ah! Sevda Öğretmen diye içini çektiği genç ve güzel Türkçe öğretmenimiz..

TUĞRUL BEY, ÖMER ÇAYLAN bizlere bazen kızdığında 'İderifler' diye Doğu Karadeniz şivesi ile kızan, Trabzonlu LÜTFİ YILDIZ öğretmenimiz, kendinden her zaman emin MUHAMMET bey.

Hiç fark etmez hepsi birer deha idi aydınlanmanın birer iyi bireyleri idi.

Bizlere büyük emekler verdiler saygı sevgi ile yad ediyorum onları.

Nasıl da değişmişiz?

Değişirken de ne kadar yozlaşmışız..

Bir yazarın dediği gibi arada kalmışız. NİHANSIN DİDEDEN DERKEN LOVE STORY DİLİMİZE DOLAŞMIŞ…

Sıkışmışız, siyah beyazlardan renkli resimlere geçmişiz, yollar çamurlu dikenli iken önce stabilize sonra asfaltla tanışmışız. Bilim ve teknoloji ile tanışırken hayatımızın bir parçası olurken benliğimiz ide yitirmeye başlamışız.

Ülkemizi sevmek yerine başkaların sevmişiz.

Kurtuluş dışarıda diyenleri alkışlamışız.

Ticari yaşamı çalıştırmak yerine benliği yok oluşumuzu pazarlamışız

Hepimiz kardeşiz dedikçe bazıları hayır kardeş değiliz, dayatamazsınız demeye başlamışlar. Onlar bırakın bizi kendimiz idare ederiz denilmesini bile hoşgörü ile karşılamaya devam demişiz.

Hurafeciler din tüccarları yine ortalığı çıkıp üfürmeye başlamışlar . Sesimiz çıkmaz olmuş.

Fazilet- dürüstlük- temizlik onur kalmamış .

Sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyorum öğretmenlerimi

YAR DİYAR ŞEBİNKARAHİSAR KİTABIMDAN"