AY : " Sılada Bayrama Övgü "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Alim Yavuz'un kaleminden

" Sılada Bayrama Övgü "

"Aman dağlar, yol verin dağlar; yarim gurbet elde ağlar.

Gidem dedim gidemedim; arada bitmeyen yollar…
(Halk Türküsü)"

 " SILADA BAYRAMA ÖVGÜDÜR BU…"

Bayram geldi. Böyle mübarek ve güzel günlerin arifesinde eş-dost, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir telaşın yörüngesinde pervane gibi dönerken; ben görenleri hayrete düşürecek bir eylemsizlik içinde iç dünyama gömüldükçe gömülürüm.

Gurbetlerde olduğum için değildir bu eylemsizliğim. Hem artık nereye gurbet denilebilir ki? Okyanus ötesi mesafelerin ayırdığı insanlar bile internet denilen zümrüd-ü anka kuşu sayesinde birbirlerinin sadece kokusuna hasret kaldılar. Ki onu da çözecek buluşlar peşinde koşan cevval mucitler olduğunu hepimiz duyuyoruz. Çok gerekirse uçağa atlayınca en uzak yer artık 10-15 saatlik mesafede. Gurbet kavramı bile değişen zamana direnemedi: İnsanlar üzerindeki acımasız kerpetenini gevşetmek zorunda kaldı. Radyolarda terennüm eden gurbet türkülerinin, maziden haber veren tatlı bir esinti olarak hala yüreğimizin bir yerinde “gıpraşımlar” meydana getirmesine aldanmamak lazım: gurbet eski gurbet değildir hasılı.

 

Benim gurbetim içimde. Tanıyanlar bilir, gurbeti yüreğimde taşımaya mahkum edildiğim sebepleri. Her bayram bu yüzdendir mahzunluğum. Tafsilata girmeden hislerime tercüman olan İsmail GÜL isimli arkadaşın iki kıta şiiriyle özetleyeyim sonra konuya geçeyim:
“Bu sensiz geçen kaçıncı bayram.
Yadellerde ömrüm bitiyor Anne.
Seni soluyorum her nefesimde.
Yüreğim seninle atıyor Anne..
…..
Ekmeği bir başka, aşı bir başka.
Toprağı bir başka, taşı bir başka.
Uykusu bir başka, düş’ü bir başka.
Vatanım gözümde tütüyor Anne..”

 

Bu hüznü yaşamadığım bir bayram hatırlıyorum sadece. Köyümdeydim. Çok nadir yapabildiğim sıla-ı rahimlerin biri bayrama denk düşmüştü. İçimdeki gurbetin sahiplerinin yattığı yerleri ziyaret etme fırsatı bulmuştum. Şehirlerde yaşadığım bayramlar ile köylerde yaşanan bayramların farklılıklarına şahit olmuştum. O gün vardığım yargıyı bugün hala muhafaza ediyorum: “Köy bayramlarındaki küsler, şehir bayramlarındaki dostlardan daha samimi davranıyorlar birbirlerine.”

Bayram namazından sonra, birbirleriyle samimi bir şekilde bayramlaşan, birinin sevincinden ötekinin gönendiği bir bayramdı yaşadığım. Toplu olarak bayramlaştıktan sonra köyün kabristanlığına gidip, o bayram aramızda olmayanlara Fatihaların gönderildiği, sonra hiç dağılmadan köy meydanına gelen sofralara hep beraber oturulduğu, yemekten çok birbirleriyle yaşadıkları bayram sevinciyle doyan insanların olduğu bir bayramdı. Yemeğin akabinde, -sadece- yaş ve cinsiyetin belirgin rol oynadığı gruplar (kin, nefret ve öfkenin değil) halinde, köyün her hanesine ayrı misafir olarak geniş bir bayramlaşmanın yaşandığı bir andı. Eğer her hanede ikram edilen tatlılar sayesinde mide fesadı geçirmediysem bu, dostlar arasında olmanın getirdiği bir hazm duygusu sayesinde olmuştur.
Sahi, Şebinkarahisar’ın Dereköy-Karaoğul mahallesinde yaşadığım bayram sevinçleri hala bu şekilde sürüyor mudur? Yoksa ben bir hayal mi görmüştüm?

29-09-2008

Alim YAVUZ "