"ŞEBİNKARAHİSAR KALESİ YIKILIYOR!"

"ŞEBİNKARAHİSAR KALESİ YIKILIYOR!"

- CENGİZ KAHRAMAN -

"Ne badireler, ne acılar atlattı bu kadim kent bilir misiniz?
Oynak vurdu, zelzele yıktı, yangınlar kül etti de bana mısın demedi.

Acıları, ağıtları destan oldu, mani oldu.

Yüreklerdeki yangın yana yana yakıla yakıla türkü oldu.

Kadınlı-erkekli el ele tutuşup başı dik horan oldu…

Sonunda her şey kaskatı kesildi. Birbirine bakan iki dağ oldu… Biri öksürürk kayası, biri Şebinkarahisar Kalesi oldu. Tüm sevdiklerini bağrına basarak.

“Şebinkarahisar kalesi yıkılır gelir” diyorsak zayıflığından değil, havalı, şehre tepeden bakan duruşundan…

Kibrinden arşa değen hisarı, “Buraların yerlisiyim, sen yolcusun ben hancı” tavrından

yıkım yıkım yıkılıyorrr, deyyus!

……….

Bu güzel ülkemizin her bölgesi, her şehri, her ilçesinin kendine özgü bizi biz yapan dünü anlatan geleceğe ışık tutan folklörü var.

.

Oysa biz halk oyunlarını folklör zannetiğimzden pek ötesine geçememişiz daha düne kadar.

Özay Gönlüm ne de güzel döktürürdü yaren dediği sazıylan, “Çözde al Mustafa Leyy Çözde all” diye…

Zeybek nasıl da yay gibi fırlardı tek ayağının üstünde ATA’sı gibi…

Erzurum Atası’na ne güzel bar yapmış da Atabarı demişti.

Aşık Veysel, “Benim sadık yarim” dediği Kara toprağı…

Neşet Ertaş, mühür gözlüsü Leyla’sını nasıl yazmıştı?

Sadece söz müydü dile gelen, saz mıydı… Yoksa yüreklerdeki depremin, yokluğun, yoksuzluğun, çaresizliğin, tarlanın, dövenin, düvenin, aşkın, kalplerdeki artçı sarsıntıları mıydı sahiden.

Neydi Aziz Şeker’e o kemençeyi ağlattıran.

Urfa’nın Kazancı Bedih Urfaliyem diyorsa ezelden,
Aziz Şeker değil miydi Şebinkarahisarlı ezelden?

Ekinler biçmedik, dut pekmezleri kaynatmadık mı kazanlardan, Alma yolmadık mı komşu bahçelerinden, Saraçlarda, nalbantlarda, semercilerde, demircilerde, bakırcılarda çırak olamadık mı?

Tezek toplamadık mı hayvan yayarken, hafta sonları kahvaltılarımızın tek lüksü kelle değil miydi. Gaz tenekelerinden helva yemedik mi? Yılbaşlarında cangaloz, Siğnebit de körebe olmadık mı, gıdala, mile oynamadık mı, Atla gelin göçürmedik mi, Hedik, helle, gelecoş yemedik mi? Pürçüklü, Kelem turşusuyemedik mi? Az mı maniler dinledik büyüklerimizden….

Az mı çimdik suyunda…

Leğenlerde kafaya sabun yiye yiye yunmadık mı? Kurulanmadık mı peşkirlerde…

Böyle uzar gider, bu yazıda bitmez.

Otur, çocukluğuna git ağla… Bibini, emeni düşün…

Bitmez yemin içerim…

İşte tüm bu duygular birebir olmasa da, benimde yönetim kurulunda olduğum kısa adı ŞEBDER olan Şebinkarahisar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin bulunduğumuz ay içinde düzenlediği “Müzikli Kültür Söyleşileri”

“Şebinkarahisar’ın Folklorik Değerleri (Yerel Ağız-Gelenek-oyunlar-Türküler)

başlıklı panelinde sarıp sarmaladı hepimizi. ŞEBDER tartışılması gereken sosyolojik de bir alan açtı herkese…

ŞEBDER etkinliği Beşiktaş Belediyesi’nin ev sahipliğinde Zübeyde Ana Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşti. ŞEBDER adına uygun bir etkinliğe imzasını atarken Halk Bilimi

ya da Gelenekler Bilimi dediğimiz Folklör’ün gün yüzüne çıkarılmasının da ilk fitilini ateşledi.

Umarım ve umalım bu ateş ülke genelinde faaliyet gösteren derneklerin bu alandaki çalışmalarına ışık tutar.

Her başlangıç iyidir, kıymetlidir, bir, sıfırdan büyüktür ve alkışı hakeder. ŞEBDER’de bu çıkışıyla hemşehri dernekleri arasında iddalı bir yere oturmuş, beklenti yükseltmiş aferin almıştır.

……..

Açılış Konuşması; ŞEBDER Başkanı Prof Dr. Tayfun Yücel

Panelde neler konuşuldu; İnançlar, Adetler, Ağız, Şive, Yemek, Giyim, Kız Göçürme, Düğün, Kınalar, Çocuk Oyunları, Halk Oyunları vb…

Kimler Konuştu; Prof. Dr. Yener Aytekin’in yönetiminde, KKTC İlim Üniversitesi’nden

Türkçenin en iyi terzisi Dr. Hayrettin Parlakyıldız, Yazar-Müzisyen Arif Irgaç, Av. Polat Sabuncu.

Müzikler; Emrecan Sabuncu, Arif Irgaç, Korkut Şimşek, Mehmet Asım Üstündağ Hüseyin Tombul.

Burada en büyük teşekkürü panele de esin kaynağı olan “Şebinkahaisar Ve Civarı (Coğrafya-Tarih-Kültür-Folklör)” kitabının yazarı Hasan Tahsin Okutan’a göndermek gerekir.

1949’yılındaki imkanlarla başarılı, dili anlaşılır, eksiksiz bir çalışma ortaya koymuş.

Hiç kolay değil.

Haksızlık yapmayalım Hikmet Okuyar, Ünsal Çalık ve Av. Bülent Aydın’ın çalışmalarınıda biliyorum.

Ama Hasan Tahsin Okutan’ın çalışmasının korunması ve yeniden basımı gelecek kuşaklara bırakmak için elimizde yerine getirilmemiş bir vasiyet gibi duruyor.

ŞEBDER paneli bir başlangıç olsun. Aslında bu konu başlı başına 2-3 gün sürecek bir çalıştay konusu.

Devamı gelmeli, aksi bu başlangıcın anlamı olmaz.
Beni üzen tarafı da Bu tür etkinliklere tüm duyurulara ragmen, “sen, ben, bizim oğlan” dışındakilerin ilgisizliği.

Bu kısırlıktan kurtulmamız şart. Yoksa bu tür çalışmalar birbirimizi ağırlamaktan öteye gitmez. Emeklere yazık olur. Memlekete ve yeni kuşaklara elle tututlur, gözle görülür bir şey bırakmış olmayız.

Soz sözü de Hasan Tahsin Okutan’ın 1949 basımlı kitabından alıntılayarak noktalayalım.

Bu sözler kulaklara küpe olsun. Geçmiş yoksa gelecek de yok! Asıl iş Şebinkarahisar’ın folklörüne sahip çıkmak, kollamak, korumaktır.
Gerisi hikaye…

Hasan Tahsin Okutan; “…. Kültür konusuna burada son verirken şu birkaç sözü milletdaşlarıma tavsiye etmekten kendimi alamıyacağım; Eski eserleri sevmek ve korumak, yeni eserler yaratmak ve yaşatmak demektir. Yeni eserler yaratmak ve bırakmak, kendi varlığımızı yaşatmak ve medeniyet dünyasına kendimizi tanıtmak demektir….”

Son birkaç söz, gönüllerini koyan, evlerini ihmal eden, dernekçi arkadaşlarım yaptıkları olumlu çalışmaları hafife aldığımı sanmasın bu yazdıklarımdan…

………….

ŞEBDER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr Tayfun Yücel yeni dönemde başkanlığı Av. Nilgün Yücel arkadaşımıza bırakıyor. Kadın sayısı ağırlığını koruyarak yönetim değişiyor.

ŞEBDER eğitim alanında ve proje ortaklığı anlamında güzel işler yaptı. Şebinkarahisar çocukları ve geleceği adına…

Yeni yönetimde kavgasız gürültüsüz ama tartışmalı, itiraz kültürünün de hakim olduğu bir iklimle değişiyor. Ve koltuğa bir kadın başkan oturuyor. Umarım bu gelenek bulaşıcıdır, bu virüse kara dut pekmezi de iyi gelmez bilesiniz.

Ender Topçuoğlu ve İrfan Uçar’a teşekkürlerle…

Sevgilerimle, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinde öperim. C.K"